Yemen'de fiili iktidarı elinde bulunduran Husiler, 18 Ağustos 2026'dan bu yana insan hakları ve insani yardım alanında çalışan en az sekiz kişiyi casuslıkla suçlayarak ceza yargısına sevk etti. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) tarafından yapılan ortak açıklamaya göre, yargılananlar arasında iki Birleşmiş Milletler personeli de bulunuyor. Casuslık suçlaması Yemen yasalarında idam cezasıyla cezalandırılabiliyor. Söz konusu gelişme, ülkedeki insani krizin derinleştiği bir dönemde yardım kuruluşlarına yönelik baskıların arttığını gösteriyor.
Gelişmenin Arka Planı
Husilerin kontrolündeki başkent Sana ve çevresinde, Ağustos 2026'dan itibaren Birleşmiş Milletler ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarında görev yapan kişilere yönelik gözaltılar ve yargı süreçleri hız kazandı. İnsan hakları örgütlerinin edindiği bilgilere göre, en az sekiz kişi hakkında 'düşmanla işbirliği' ve 'casusluk' suçlamalarıyla dava açıldı. Bu kişilerin çoğu, insani yardım operasyonlarında lojistik, insan hakları izleme ve koruma programlarında çalışıyordu. Husiler, bu kişilerin yabancı istihbarat servisleri adına faaliyet yürüttüğünü iddia ediyor; ancak uluslararası kuruluşlar suçlamaları reddediyor ve yargılamaların siyasi amaçlı olduğunu belirtiyor.
Amnesty International ve Human Rights Watch, yayımladıkları ortak raporda, yargılamaların adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini, gözaltına alınanlara avukat erişiminin kısıtlandığını ve işkence iddialarının bulunduğunu vurguladı. Örgütler, Husilerin kontrolündeki mahkemelerin bağımsızlığını yitirdiğini ve bu davaların muhalifleri sindirme aracı olarak kullanıldığını ifade etti. Açıklamada, söz konusu kişilerin sadece insani görevlerini yerine getirdikleri için hedef alındığı belirtildi.
Birleşmiş Milletler yetkilileri, personellerinin keyfi olarak gözaltına alınmasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve derhal serbest bırakılmaları gerektiğini dile getirdi. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Yemen'deki fiili yönetimin uluslararası toplumun çağrılarına kulak vermesi gerektiğini kaydetti. Ancak Husiler, BM ve Batılı ülkelerin eleştirilerini 'dış müdahale' olarak nitelendirerek geri adım atmıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yemen, 2014'ten bu yana iç savaşın penceresinde yaşıyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun 2015'te başlattığı askeri müdahale, ülkedeki istikrarsızlığı daha da derinleştirdi. Husiler, İran'ın bölgesel nüfuz alanı içinde hareket eden bir aktör olarak görülüyor. Bu yargılamalar, Husilerin uluslararası kuruluşlara yönelik denetimi sıkılaştırma ve kendi kontrol alanlarındaki meşruiyetini pekiştirme çabası olarak yorumlanıyor.
İnsani yardım kuruluşları, Yemen'de dünyanın en büyük insani krizlerinden birinin yaşandığını hatırlatıyor. Ülke nüfusunun büyük bölümü yardıma muhtaç durumda. BM'ye göre 2026 itibarıyla 20 milyondan fazla Yemenli gıda güvensizliğiyle karşı karşıya. Yardım çalışanlarının yargılanması, uluslararası kuruluşların operasyonlarını askıya almasına veya personelini geri çekmesine yol açabilir; bu da milyonlarca sivili doğrudan etkiler. Ayrıca bu tür davalar, çatışma bölgelerinde insani erişimin giderek zorlaştığı bir eğilimi yansıtıyor.
ABD ve Avrupa Birliği, Husilerin insani yardım çalışanlarına yönelik baskılarını kınadı. Bazı insan hakları örgütleri, uluslararası toplumun Husiler üzerinde yaptırım uygulaması çağrısında bulundu. Ancak Husilerin, İran'ın desteğiyle hareket etmesi ve bölgesel güçler arasındaki rekabet, konuyu daha da karmaşık hale getiriyor. Suudi Arabistan ve BAE, Husilerin insani yardımları engellediğini ve kuruluşları siyasi amaçlarla kullandığını savunuyor. Öte yandan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Yemen'deki insani erişimin korunması için taraflara çağrıda bulunmayı sürdürüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen'deki çatışmaya doğrudan müdahil olmasa da bölgesel istikrarsızlık ve insani kriz Türk dış politikasını yakından ilgilendiriyor. Husilerin BM ve sivil toplum çalışanlarını yargılaması, uluslararası insani yardım sistemine yönelik bir tehdit olarak Türkiye'nin insani diplomasi vizyonuyla çelişiyor. Türkiye, Kızılay ve TİKA aracılığıyla Yemen'e yardım ulaştıran ülkeler arasında. Yardım koridorlarının güvenliği ve insani erişimin sürdürülebilirliği, Ankara'nın bölgedeki itibarını ve etkinliğini etkileyebilir. Ayrıca bu gelişme, Türkiye'nin Suudi Arabistan ve BAE ile yürüttüğü normalleşme sürecinde insani hassasiyetleri öne çıkarma ihtiyacını artırıyor. Bölgesel güvenlik açısından ise Husilerin kontrolündeki alanlarda artan baskı, Kızıldeniz'deki gerilimi tırmandırabilir ve Türk ticaret gemilerinin güvenliğini riske atabilir.