Yemen'de Husiler, uluslararası alanda tanınan hükümetin geçici başkenti olan Aden'deki başkanlık sarayına saldırı gerçekleştirdi. Saldırı, ülkenin güneyindeki liman kentinde gerginliği artırırken, hükümet yetkilileri can kaybı veya büyük hasar olup olmadığına dair henüz resmi bir açıklama yapmadı. Husiler, saldırıyı üstlendiğini duyurdu. Aden, 2014'ten bu yana Yemen'in fiili başkenti konumunda; zira Husiler o yıl başkent Sanaa'yı ele geçirmiş ve hükümeti güneye taşınmaya zorlamıştı.
Çatışmanın arka planı ve Aden'in stratejik önemi
Yemen'de 2014 yılında Husilerin Sanaa'yı ele geçirmesiyle başlayan iç savaş, ülkeyi büyük bir insani krize sürükledi. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, 2015'te hükümeti desteklemek için müdahale etti. Aden, o tarihten bu yana hükümetin geçici merkezi olarak işlev görüyor. Ancak kent, zaman zaman Husilerin füze ve insansız hava aracı saldırılarına hedef oldu. 2019'da Husilerin Aden'e düzenlediği bir saldırıda çok sayıda asker ve sivil hayatını kaybetmişti. Bu son saldırı, Husilerin güney bölgelerine yönelik askeri kapasitesini hâlâ koruduğunu gösteriyor. Uzmanlar, saldırının sembolik önemine dikkat çekiyor: Başkanlık sarayı, hükümetin otoritesinin bir simgesi ve Husilerin burayı vurması, hükümetin güvenlik sağlama konusundaki yetersizliğini gözler önüne seriyor.
Husiler, İran tarafından desteklenen bir grup olarak biliniyor ve Suudi Arabistan ile BAE gibi bölgesel rakiplere karşı mücadele ediyor. Aden'deki hükümet ise uluslararası toplum tarafından meşru kabul ediliyor ancak ülke genelinde etkili bir kontrolü bulunmuyor. Ülkenin kuzeyi büyük ölçüde Husilerin, güneyi ise çeşitli grupların ve hükümet güçlerinin kontrolü altında. Son saldırı, Birleşmiş Milletler'in ateşkes çabalarını da zora sokabilir. Yemen'de 2022'de ilan edilen ateşkes büyük ölçüde korunmuş olsa da, zaman zaman ihlaller yaşanıyor. Saldırı, barış sürecine yönelik ciddi bir tehdit olarak yorumlanıyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Aden'deki saldırı, Orta Doğu'da artan tansiyonun bir parçası olarak görülüyor. Husiler, son aylarda Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırılarıyla uluslararası kamuoyunun gündemine gelmişti. Bu saldırılar, küresel deniz ticaretini olumsuz etkileyerek birçok ülkeyi askeri önlem almaya yöneltti. Aden saldırısı, Husilerin sadece denizde değil, karada da saldırı kapasitesine sahip olduğunu gösteriyor. Suudi Arabistan ve BAE, saldırıyı kınayarak hükümete destek mesajı verdi. ABD ve İngiltere ise Husilerin saldırılarını engellemek için bölgede askeri varlığını sürdürüyor. BM Yemen Özel Temsilcisi, taraflara itidal çağrısında bulundu.
Uzmanlar, saldırının Yemen iç savaşında yeni bir cephe açabileceği uyarısında bulunuyor. Aden'deki hükümet, saldırıya misilleme yapabileceğini açıkladı. Ancak hükümetin askeri kapasitesi sınırlı ve Suudi Arabistan'a bağımlı. Husiler ise son yıllarda insansız hava araçları ve balistik füzeler konusunda yeteneklerini artırdı. Bu durum, çatışmanın daha da şiddetlenebileceği endişesini doğuruyor. Ayrıca, saldırı Yemen'deki insani krizi derinleştirebilir; ülke nüfusunun büyük bir kısmı yardıma muhtaç durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen'deki iç savaşta taraf olmamakla birlikte, bölgesel istikrarı yakından takip ediyor. Aden'e düzenlenen saldırı, Kızıldeniz'deki güvenlik endişelerini artırarak Türkiye'nin deniz ticaret yollarını ve bölgesel dengeleri etkileyebilir. Türkiye, Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini normalleştirme sürecinde; Husilerin tırmanan saldırıları, Ankara'nın diplomatik çabalarını zorlaştırabilir. Ayrıca, Yemen'deki istikrarsızlık, insani yardım koridorlarını ve enerji piyasalarını olumsuz etkileyerek küresel ekonomiye yansıyabilir. Türkiye, BM çatışmalarında barışçıl çözümü desteklemekte ve ateşkesin korunması çağrısında bulunmaktadır.