İran destekli Husi milislerinin Yemen'in Kızıldeniz kıyılarına yönelik son saldırısı, örgütün lideri AbdulMalik el-Husi için yıllardır elde ettiği en büyük askeri başarı olarak değerlendiriliyor. Uzun süredir gözlerden uzak yaşayan ve savaş deneyimi yüksek bir güce komuta eden el-Husi, bu operasyonla bölgesel ve uluslararası alanda adından daha fazla söz ettirmeye başladı. Dubai merkezli haberciliğe göre, Husilerin Kızıldeniz'deki eylemleri küresel deniz ticaretini tehdit ederken, el-Husi'nin liderliği sorgulanmaz hale geldi.
Arka Plan: Husilerin Yükselişi ve Kızıldeniz Stratejisi
AbdulMalik el-Husi, 2004 yılında öldürülen kardeşi Hüseyin el-Husi'nin ardından örgütün başına geçti. Yemen'de yıllardır süren iç savaşta Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyona karşı direnen Husiler, İran'dan aldıkları askeri ve finansal destekle güçlerini korudu. 2014'te başkent Sana'yı ele geçirmeleri, örgütü Yemen siyasetinde belirleyici bir aktör haline getirdi. Ancak son dönemde Kızıldeniz'de artan saldırılar, Husilerin sadece Yemen içi değil, bölgesel bir tehdit olarak algılanmasına yol açtı.
Kızıldeniz, dünya ticaretinin yaklaşık %12'sinin geçtiği kritik bir su yolu. Husilerin burada düzenlediği saldırılar, özellikle İsrail bağlantılı gemilere yönelik olsa da, uluslararası deniz taşımacılığını ciddi şekilde aksattı. ABD ve müttefikleri, Husilere karşı operasyonlar düzenlese de örgütün saldırı kapasitesini tamamen yok edemedi. Uzmanlara göre, bu durum el-Husi'nin hem kendi tabanında hem de İran'ın bölgesel stratejisinde kilit bir figür haline gelmesini sağladı.
El-Husi'nin liderlik tarzı, örgüt içindeki disiplini ve ideolojik bağlılığıyla şekilleniyor. Batılı istihbarat kaynakları, onu "ulaşılması zor" bir lider olarak tanımlıyor; nadiren kamuoyu önüne çıkıyor ve konuşmalarını genellikle televizyon aracılığıyla yapıyor. Bu gizemli duruş, onun efsanevi bir figür olarak algılanmasına katkıda bulunuyor. Son saldırılar, el-Husi'nin sadece askeri değil, siyasi bir lider olarak da ne kadar etkili olduğunu gösterdi.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Kızıldeniz'de Gerilim Tırmanıyor
Husilerin Kızıldeniz saldırıları, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan güç dengesini daha da karmaşık hale getirdi. İran, Husileri "direniş ekseni"nin bir parçası olarak görüyor ve onları Suudi Arabistan ile ABD'ye karşı bir koz olarak kullanıyor. Suudi Arabistan ise Yemen'deki savaşta istediği sonucu alamadı; aksine Husiler askeri olarak daha da güçlendi. Bölgede artan tansiyon, çatışmanın Yemen sınırlarını aşarak Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne yayılmasına neden oldu.
Uluslararası toplum, Kızıldeniz'deki saldırıları durdurmak için çeşitli girişimlerde bulundu. ABD, Birleşik Krallık ve diğer bazı ülkeler, Husi hedeflerine yönelik hava saldırıları düzenledi. Ancak bu saldırılar, örgütün saldırı kabiliyetini tamamen ortadan kaldırmadı; aksine Husilerin misilleme tehditlerini artırdı. Uzmanlar, Kızıldeniz'de kalıcı bir istikrarın ancak Yemen'deki iç savaşın sona ermesi ve bölgesel aktörlerin uzlaşmasıyla mümkün olabileceğini belirtiyor.
Küresel ekonomi açısından Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, enerji fiyatları ve tedarik zincirleri üzerinde baskı oluşturuyor. Nakliye şirketleri, rotalarını değiştirerek Ümit Burnu üzerinden daha uzun ve maliyetli seferlere yöneliyor. Bu durum, Avrupa ve Asya arasındaki ticarette gecikmelere ve maliyet artışlarına yol açıyor. Husilerin elindeki bu stratejik koz, onların uluslararası pazarlık gücünü artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki istikrarsızlıktan doğrudan etkileniyor. Türk ihracatının önemli bir kısmı bu su yolundan geçiyor; saldırılar nedeniyle nakliye maliyetleri artıyor ve teslimat süreleri uzuyor. Ayrıca Türkiye, bölgede artan İran etkisini kendi güvenliği açısından risk olarak görüyor. Husilerin güçlenmesi, Suudi Arabistan ile yürütülen normalleşme sürecini ve Yemen'deki barış çabalarını olumsuz etkileyebilir. Türkiye'nin, Kızıldeniz'deki gerilimin düşürülmesi için diplomatik girişimlerde bulunması ve bölgesel aktörlerle diyalogu güçlendirmesi gerekiyor. Aksi halde, ticaret yollarındaki istikrarsızlık Türk ekonomisine daha fazla zarar verebilir.