Orta Doğu'da patlak veren her kriz, dünya kamuoyunun dikkatini yeniden aynı su yoluna çeviriyor: Hürmüz Boğazı. Tankerlere el konulduğunda, Basra Körfezi yakınlarında füzeler uçtuğunda petrol fiyatları yükseliyor, sigorta şirketleri riski yeniden fiyatlandırıyor, deniz taşımacılığı güzergâh değiştiriyor ve ABD, Hürmüz Boğazı'nı açık tutmak için deniz ve hava gücünü yeniden konuşlandırıyor. Ancak son yıllarda enerji güvenliği tartışmaları yalnızca Hürmüz'e odaklanmıyor; Karadeniz'den Kafkasya'ya, Doğu Akdeniz'den Hazar Havzası'na uzanan yeni bir jeopolitik enerji coğrafyası şekilleniyor.
Hürmüz'ün Değişmeyen Önemi ve Yeni Riskler
Hürmüz Boğazı, dünya deniz yoluyla taşınan petrolün yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir darboğaz olmayı sürdürüyor. ABD Enerji Bilgi İdaresi'ne (EIA) göre, 2023'te boğazdan günde ortalama 20-21 milyon varil petrol ve petrol ürünü geçti. Bu hacim, küresel deniz ticaretinin bel kemiğini oluşturuyor. İran'ın nükleer programı, bölgesel vekâlet savaşları ve Husi saldırıları gibi unsurlar, Hürmüz'ü sürekli bir gerilim hattı haline getiriyor. Son dönemde Kızıldeniz'de Husi isyancıların ticari gemilere yönelik saldırıları, küresel tedarik zincirlerinde ciddi aksamalara yol açtı ve birçok gemiyi Ümit Burnu üzerinden daha uzun ve maliyetli rotalara yönlendirdi. Bu durum, Hürmüz'ün alternatiflerinin ne kadar kısıtlı olduğunu bir kez daha gösterdi.
Petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar, sigorta primlerindeki artışlar ve deniz taşımacılığındaki gecikmeler, küresel enerji piyasalarının ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koyuyor. ABD, bölgedeki askeri varlığını güçlendirerek Cayman Adaları'ndan Basra Körfezi'ne kadar geniş bir alanda deniz ve hava unsurlarını konuşlandırıyor. Ancak bu askeri varlık, tek başına kalıcı bir istikrar sağlamaktan uzak.
Kafkasya ve Hazar: Yeni Enerji Koridoru
Orta Doğu'daki istikrarsızlık, enerji arz güvenliği arayışını alternatif güzergâhlara yönlendiriyor. Hazar Havzası, dünya petrol ve doğalgaz rezervlerinin önemli bir bölümünü barındırıyor. Kazakistan, Azerbaycan ve Türkmenistan gibi ülkeler, enerji kaynaklarını Batı pazarlarına ulaştırmak için Rusya'yı bypass eden koridorlar arıyor. Bu noktada Türkiye merkezi bir rol oynuyor: Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) petrol boru hattı ve Bakü-Tiflis-Erzurum (BTE) doğalgaz boru hattı, Hazar kaynaklarını Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşıyor. Trans-Anadolu Doğalgaz Boru Hattı (TANAP) ve Trans-Adriyatik Boru Hattı (TAP) ile bu koridor daha da güçlendi.
Rusya'nın Ukrayna'yı işgali sonrasında Avrupa'nın Rus doğalgazına bağımlılığını azaltma çabaları, Azerbaycan gazının önemini artırdı. 2022'de imzalanan mutabakat zaptı ile Azerbaycan, 2027'ye kadar Avrupa'ya gaz sevkiyatını iki katına çıkarmayı taahhüt etti. Ancak bu hedef, Hazar'ın kısıtlı üretim kapasitesi ve altyapı yatırımlarının yavaşlığı nedeniyle zorlu görünüyor. Yine de Kafkasya koridoru, Avrupa'nın enerji güvenliği stratejisinde kilit bir unsur haline geldi.
Doğu Akdeniz ve Yeni Dengeler
Doğu Akdeniz'de keşfedilen doğalgaz rezervleri, bölgesel enerji denkleminde yeni bir boyut açtı. İsrail, Kıbrıs ve Mısır arasında imzalanan anlaşmalar, bu kaynakların Avrupa'ya taşınmasını öngörüyor. Ancak Türkiye'nin kıta sahanlığı iddiaları ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin hakları konusundaki anlaşmazlıklar, bu projelerin önünde siyasi engel oluşturuyor. Yine de Doğu Akdeniz gazının, Avrupa'nın enerji arz güvenliğine katkı sunabileceği ve Türkiye'nin de bu süreçte yer alabileceği bir formül aranıyor.
Öte yandan, Irak'ın kuzeyindeki Kürt Bölgesel Yönetimi'nin petrol ihracatı, Türkiye'nin Ceyhan limanı üzerinden yapılıyor. Bu hat, Irak merkezi hükümeti ile bölgesel yönetim arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle zaman zaman kesintiye uğruyor. Ancak yine de Türkiye, enerji transit ülkesi olarak konumunu koruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji güvenliği denkleminde hem bir transit ülke hem de bir tüketici olarak kritik bir konumda. Hürmüz'deki gerilimler, Türkiye'nin enerji ithalatında çeşitlendirmeye gitmesini zorunlu kılıyor. Kafkasya koridorunun güçlenmesi, Türkiye'nin Avrupa'nın enerji güvenliğindeki stratejik değerini artırıyor. Ancak Rusya ile ilişkiler, İran'a yönelik yaptırımlar ve Doğu Akdeniz'deki anlaşmazlıklar, Türkiye'nin manevra alanını sınırlıyor. Türkiye, bir yandan Azerbaycan gazını Avrupa'ya taşıyarak Batı ile bağlarını güçlendirirken, diğer yandan Rusya ile enerji işbirliğini sürdürüyor. Bu denge siyaseti, kısa vadede enerji arz güvenliğini sağlasa da uzun vadede yaptırım riskleri ve jeopolitik kırılganlıklar barındırıyor. Enerji koridorlarının çeşitlendirilmesi ve yenilenebilir enerjiye yatırım, Türkiye'nin dışa bağımlılığını azaltmada kilit rol oynayabilir.