Birleşik Arap Emirlikleri'nin Dubai kenti ve ABD'nin başkenti Washington'dan alınan bilgilere göre, ABD ve İran yönetimleri, ülkeler arasındaki savaşı sona erdirecek bir anlaşmanın eşiğine geldi. Üst düzey bir ABD'li yetkili, 12 Haziran Cuma günü yaptığı açıklamada, her iki tarafın da anlaşma metni üzerinde mutabakata vardığını ve Washington'un önümüzdeki günlerde bir ön anlaşma imzalamayı beklediğini duyurdu. Bu açıklama, Hürmüz Boğazı çevresinde yeni askeri hareketlilik ve çatışmaların yaşandığı bir döneme denk geldi.
Anlaşma süreci ve tarafların pozisyonları
Yetkili, anlaşmanın İran'ın nükleer programının sınırlandırılması, bölgesel silahlanmanın azaltılması ve ekonomik yaptırımların kademeli olarak kaldırılması gibi temel başlıkları içerdiğini belirtti. İran tarafı da benzer bir iyimserlikle, görüşmelerin olumlu seyrettiğini ve barışın bölge istikrarı için hayati olduğunu vurguladı. Ancak sahada durum farklı: Hürmüz Boğazı'nda İran Devrim Muhafızları'na ait sürat tekneleri ile ABD donanması arasında son 48 saatte en az üç ayrı gerginlik yaşandı. Bu olaylar, anlaşmanın henüz tam anlamıyla yürürlüğe girmediğini ve sahadaki dinamiklerin müzakerelerden bağımsız işlediğini gösteriyor.
Bölge uzmanları, anlaşma metninin genel hatlarıyla tamamlandığını ancak uygulama takviminin henüz netleşmediğini ifade ediyor. Özellikle yaptırımların ne zaman ve hangi koşullarda kaldırılacağı, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin denetlenmesi ve Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri'nin anlaşmadaki rolü gibi konuların hâlâ müzakere edildiği kaydediliyor. ABD'li yetkili, anlaşmanın sadece ikili bir düzenleme değil, bölgesel güvenlik çerçevesinin bir parçası olduğunu söylüyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği stratejik bir su yolu. Bu nedenle burada yaşanan herhangi bir çatışma, küresel enerji fiyatlarını doğrudan etkiliyor. Anlaşma haberleriyle birlikte petrol fiyatları kısa süreli bir düşüş yaşasa da Hürmüz'deki yeni çatışmalar fiyatların yeniden yükselmesine neden oldu. Analistler, anlaşmanın imzalanması halinde bölgede tansiyonun düşeceğini ancak İran'ın Yemen, Suriye ve Lübnan'daki vekil güçlerinin durumunun anlaşmanın kapsamı dışında kaldığını belirtiyor.
Avrupa Birliği ve Rusya, anlaşma sürecini desteklediklerini açıklarken, İsrail anlaşmaya temkinli yaklaşıyor. İsrail Başbakanı, İran'ın nükleer programının tamamen sonlandırılmaması halinde anlaşmanın başarısız olacağını savunuyor. Bu durum, anlaşmanın bölgesel aktörler arasında yeni bir denge kurma potansiyelini de beraberinde getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile 535 kilometrelik kara sınırı ve enerji bağımlılığı nedeniyle bu gelişmelerden doğrudan etkileniyor. Anlaşmanın sağlanması, İran'a uygulanan yaptırımların hafiflemesiyle Türkiye-İran ticaret hacminin artmasına ve doğal gaz ile petrol ithalatında maliyet avantajına yol açabilir. Ayrıca bölgede istikrarın sağlanması, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki askeri operasyonlarını dolaylı olarak etkileyebilir. Ancak anlaşmanın uygulanmasında yaşanacak gecikmeler veya Hürmüz'deki çatışmaların tırmanması, enerji fiyatlarını yükselterek Türkiye ekonomisi üzerinde baskı oluşturabilir. Türk diplomasisinin, anlaşma sürecinde hem ABD hem de İran'la dengeli bir ilişki yürütmesi stratejik bir önem taşıyor.