Hürmüz Boğazı'nda son dönemde tırmanan gerilim, küresel enerji piyasalarının yanı sıra gıda güvenliği konusunu da yeniden gündeme taşıdı. Petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz sevkiyatının yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği bu stratejik geçit, yaşanabilecek bir abluka durumunda sadece enerji değil, aynı zamanda tarım ürünleri tedarik zincirlerini de tehdit ediyor. Uzmanlar, bu krizin tarım sübvansiyonları ve iklim dostu tarım politikaları konusunda kapsamlı bir küresel tartışma başlatması gerektiğini belirtiyor.
Krizin Arka Planı: Sübvansiyonlar ve Gıda Güvenliği
Hürmüz Boğazı'nda geçen hafta yaşanan tanker alıkoyma olayları, bölgede tansiyonun yeniden yükselmesine neden oldu. İran'ın bölgedeki askeri varlığını artırması ve ABD'nin deniz devriyelerini sıklaştırması, boğazdan geçiş riskini artırıyor. Bu durum, özellikle Körfez ülkeleri ve Hindistan gibi büyük gıda ithalatçılarını endişelendiriyor. Ancak asıl önemli olan, bu krizin tarım politikalarına yansıması. Şu anki küresel tarım sübvansiyonlarının büyük kısmı, verimliliği artırmaya odaklanmış durumda. Oysa iklim değişikliği ve tedarik zinciri kırılganlıkları, daha dirençli ve çeşitlendirilmiş tarım sistemlerine geçişi zorunlu kılıyor.
Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre, 2022 yılında küresel tarım sübvansiyonları 800 milyar doları aştı. Bu sübvansiyonların yalnızca yüzde 15'i iklim dostu veya sürdürülebilir uygulamalara yönlendiriliyor. Uzmanlar, Hürmüz krizinin bu dengesizliği gözler önüne serdiğini söylüyor. Örneğin, bir abluka durumunda gübre fiyatlarının fırlaması, sübvansiyonların daha akıllıca kullanılması gerektiğini gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İklim ve Tedarik Zincirleri
Küresel gıda sistemleri, enerji fiyatlarına son derece bağımlı. Petrol ve gaz fiyatlarındaki dalgalanmalar, tarım girdi maliyetlerini doğrudan etkiliyor. Hürmüz Boğazı'ndaki bir kriz, sadece enerji değil, aynı zamanda gıda fiyatlarında da ani sıçramalara yol açabilir. Bu durum, özellikle gelişmekte olan ülkeleri daha kırılgan hale getiriyor. Dünya Bankası, 2023 yılında küresel gıda fiyatlarının yüzde 20 oranında artabileceği uyarısında bulunuyor. Bu artışın önüne geçmek için sübvansiyon politikalarının sürdürülebilirlik ve iklim direnci odağında yeniden yapılandırılması gerekiyor.
Uzmanlar, tarım sübvansiyonlarının yenilenebilir enerji kullanımı, su tasarrufu ve toprak sağlığı gibi alanlara kaydırılmasının önemine dikkat çekiyor. Örneğin, Hollanda'da uygulanan döngüsel tarım modelleri, sübvansiyonların çevresel faydaya göre dağıtılmasının başarılı örnekleri arasında. Ayrıca, karbon vergisi benzeri mekanizmaların tarım sektöründe de uygulanması gündemde. Ancak bu geçiş, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında adil bir yük paylaşımını gerektiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, tarım sektöründe önemli bir üretici olmasına rağmen, enerji ve gübre ithalatında dışa bağımlı. Hürmüz Boğazı'ndaki bir kriz, Türkiye'nin tarım girdi maliyetlerini artırarak gıda enflasyonunu tetikleyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Rusya-Ukrayna savaşı sonrası tahıl koridoru girişimlerinde oynadığı kritik rol, benzer şekilde Hürmüz kaynaklı bir gıda krizinde de devreye girebilir. Bu nedenle, Türkiye'nin tarım sübvansiyonlarını iklim dostu ve yerli üretimi teşvik edecek şekilde yeniden yapılandırması, stratejik bir öncelik haline gelmelidir. Ayrıca, bölgesel gıda güvenliği için Körfez ülkeleriyle işbirliği fırsatları da değerlendirilmeli.