Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) Genel Direktörü Ngozi Okonjo-Iweala, Hürmüz Boğazı'ndaki tedarik zinciri darboğazlarının küresel gıda ve gübre fiyatlarını tehdit ettiğini belirterek, küresel ticaretin 80 yılın en büyük kesintisiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu. Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre Okonjo-Iweala, DTÖ'nün Kamu Forumu kapsamında yaptığı açıklamada, küresel ticaretteki bu benzeri görülmemiş aksamanın özellikle gelişmekte olan ülkeleri olumsuz etkileyeceğini vurguladı.
Hürmüz Boğazı'ndaki Kesintinin Arka Planı
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği, aynı zamanda gıda ve gübre ticaretinin önemli bir kısmının taşındığı stratejik bir su yolu. Son dönemde bölgede artan jeopolitik gerilimler, deniz taşımacılığında ciddi aksamalara yol açtı. İran ile Batılı ülkeler arasındaki anlaşmazlıklar, boğazda seyrüsefer güvenliğini tehdit ediyor. DTÖ'ye göre, bu durum küresel tedarik zincirlerinde darboğazlar oluşturarak hem enerji hem de tarımsal emtia fiyatlarını yukarı çekiyor.
Okonjo-Iweala, konuşmasında, "Küresel ticaret, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en ciddi kesintiyle karşı karşıya. Hürmüz Boğazı'ndaki sorunlar, gıda güvenliğini ve gübre erişimini doğrudan etkiliyor. Bu, sadece bölgesel değil, küresel bir krizdir." ifadelerini kullandı. DTÖ verilerine göre, dünya gıda fiyat endeksi son bir yılda yüzde 30'un üzerinde artış gösterdi; gübre fiyatları ise iki katına çıktı. Bu artışlar, özellikle Afrika ve Asya'daki düşük gelirli ülkelerde gıda krizini derinleştiriyor.
Uzmanlar, Hürmüz Boğazı'ndaki aksamanın nedenleri arasında İran'ın nükleer programına yönelik yaptırımlar, bölgedeki vekalet savaşları ve deniz korsanlığındaki artışı gösteriyor. Son aylarda birkaç tankere yönelik sabotaj saldırıları, sigorta maliyetlerini yükselterek taşımacılığı daha da pahalı hale getirdi. Bu durum, küresel tedarik zincirlerinde gecikmelere ve maliyet artışlarına yol açarak enflasyonu körüklüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hürmüz Boğazı'ndaki kesinti, sadece enerji piyasalarını değil, aynı zamanda tarımsal üretimi de vuruyor. Gübre hammaddelerinin önemli bir kısmı bu bölgeden geçiyor. Özellikle amonyak ve üre gibi gübre bileşenlerinin taşınmasında yaşanan aksaklıklar, dünya genelinde tarımsal verimliliği düşürme riski taşıyor. DTÖ, durumun kontrol altına alınmaması halinde 2025 yılında küresel gıda krizinin daha da derinleşebileceği uyarısında bulunuyor.
Küresel ticaretin bel kemiği olan deniz yollarındaki bu tıkanıklık, alternatif güzergahlara yönelimi artırdı. Ancak alternatif yollar, hem daha uzun hem de daha maliyetli. Örneğin, Süveyş Kanalı üzerinden yapılan taşımacılıkta da Kızıldeniz'deki Husilerin saldırıları nedeniyle sorunlar yaşanıyor. Bu da küresel lojistik ağının çoklu krizlerle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
DTÖ Genel Direktörü, uluslararası topluma acil çağrıda bulunarak, ticaretin serbestleştirilmesi ve tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Okonjo-Iweala, "Korumacılık değil, işbirliği ve dayanışma zamanı. Ülkeler tek taraflı önlemlerle sorunu çözemez. Çok taraflı bir yaklaşımla, Dünya Ticaret Örgütü çatısı altında ortak çözümler üretmeliyiz." dedi.
Bu açıklamalar, 2025 yılında yapılacak DTÖ Bakanlar Konferansı öncesinde önemli bir uyarı niteliği taşıyor. Konferansta, tedarik zinciri dayanıklılığı ve gıda güvenliği ana gündem maddeleri olacak. Ancak büyük ekonomiler arasındaki ticaret savaşları ve jeopolitik rekabet, işbirliği çabalarını zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Hürmüz Boğazı'ndaki istikrarsızlıktan doğrudan etkilenebilecek ülkeler arasında. Enerji ithalatının önemli bir kısmını İran ve Basra Körfezi üzerinden gerçekleştiren Türkiye, olası bir kesintide enerji arz güvenliği ve fiyat istikrarı açısından risk altında. Ayrıca, Türkiye'nin tarımsal üretimi için kritik olan gübre hammaddelerinin temininde de aksamalar yaşanabilir. Bu durum, zaten yüksek seyreden gıda enflasyonunu daha da artırabilir. Türkiye'nin, tedarik zincirlerini çeşitlendirmesi ve alternatif enerji kaynaklarına yönelmesi, bu tür jeopolitik şoklara karşı direncini artıracaktır. Bölgesel istikrarın korunması, Türkiye'nin ekonomik güvenliği için hayati önem taşıyor.