Çin'in elektrikli araç (EV) devrimi, Rusya ile yürütülen Sibirya'nın Gücü 2 doğalgaz boru hattı görüşmeleri ve ham uranyum ithalatındaki artış ilk bakışta birbirinden bağımsız gelişmeler gibi görünebilir. Ancak Pekin'in enerji güvenliği stratejisi, bu üç alanı ortak bir paydada buluşturuyor: fosil yakıtlara bağımlılığı azaltmak ve jeopolitik kırılganlıkları gidermek. Hürmüz Boğazı üzerinden taşınan enerji kaynaklarına alternatif yaratma arayışı, Çin'in enerji diplomasisinde yeni bir safhanın habercisi.
Üç Başlıklı Enerji Stratejisi
Çin, son on yılda enerji portföyünü çeşitlendirme konusunda agresif adımlar attı. Bir yandan dünyanın en büyük EV pazarı haline gelirken, petrol ithalatını azaltmayı hedefliyor. Diğer yandan, Rusya'dan Sibirya'nın Gücü 2 boru hattıyla yıllık 50 milyar metreküp doğalgaz tedarik etmek için müzakereleri sürdürüyor. Aynı zamanda, nükleer enerji kapasitesini artırmak için Kazakistan ve Namibya gibi ülkelerden ham uranyum alımını hızlandırdı. Bu üç alan, Çin'in enerji arz güvenliğini sağlamak için tasarlanmış bir mozaiğin parçaları.
Uzmanlara göre, Çin'in EV politikası sadece karbon emisyonlarını azaltmakla ilgili değil; aynı zamanda Orta Doğu petrolüne olan bağımlılığı kırmak için bir araç. Çin, petrolde %70'in üzerinde dışa bağımlı ve bu petrolün büyük kısmı Hürmüz Boğazı üzerinden taşınıyor. Olası bir krizde boğazın kapanması, Çin ekonomisini felç edebilir. Bu nedenle Pekin, ulaşımda elektrifikasyonu stratejik bir öncelik haline getirdi.
Küresel Enerji Haritasında Yeni Dengeler
Sibirya'nın Gücü 2 boru hattı, Çin'e Rus doğalgazını deniz yolu olmadan, doğrudan karadan sağlama imkanı verecek. Ukrayna savaşı sonrası Batı yaptırımlarıyla karşı karşıya kalan Moskova için bu hat hayati önem taşıyor. Ancak müzakereler, fiyatlandırma ve güzergah konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle yavaş ilerliyor. Çin, Rusya'nın acil durumunu fırsata çevirip daha avantajlı şartlar koparmaya çalışıyor.
Uranyum ithalatı ise Çin'in nükleer enerji atağının bir yansıması. Ülke, 2035 yılına kadar 150 yeni nükleer reaktör devreye almayı planlıyor. Bu da uranyum talebini patlatacak. Çin, şu anda uranyum ihtiyacının %80'ini ithal ediyor ve bu oranın artması bekleniyor. Tedarik güvenliği için Kazakistan, Özbekistan ve Afrika ülkeleriyle uzun vadeli anlaşmalar yapıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in enerji stratejisindeki bu dönüşüm, Türkiye'yi dolaylı da olsa etkiliyor. Türkiye, enerji ithalatında büyük ölçüde Rusya ve Orta Doğu'ya bağımlı. Çin'in EV ve nükleer atılımı, küresel petrol ve gaz talebini aşağı çekerek fiyatları düşürebilir ve Türkiye'nin cari açığına olumlu yansıyabilir. Ayrıca, Türkiye'nin doğalgazda Rusya'ya olan bağımlılığını azaltmak için çeşitlendirme çabaları, Çin'in Sibirya'nın Gücü 2 pazarlığındaki tutumundan etkilenebilir. Türkiye, Orta Asya ve Hazar enerji kaynaklarını Avrupa'ya taşıma potansiyeliyle, Çin'in enerji koridorlarına alternatif bir rota olarak öne çıkıyor. Ancak bu rolün hayata geçmesi için Ankara'nın bölgesel enerji diplomasisini daha proaktif yürütmesi gerekiyor.