Washington ve Tahran arasında imzalanan ancak iki tarafın farklı yorumladığı mutabakat zaptı (MOU), nükleer müzakerelerde ilk somut sonuçları vermeye başladı. ABD Dışişleri Bakanlığı, anlaşmanın İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlandırdığını açıklarken, İran Dışişleri Bakanlığı yaptırımların kısmen hafifletilmesinin başlangıç adımı olduğunu savunuyor. İki hafta önce İsviçre'nin Zürih kentinde varılan mutabakat, aslında bağlayıcı bir anlaşma değil, müzakerelerin yeniden başlatılması için bir yol haritası niteliği taşıyor. Ancak her iki taraf da kamuoyuna farklı pencerelerden sunarak kendi iç siyasetinde avantaj sağlamaya çalışıyor.
Mutabakatın Perde Arkası
İran'ın nükleer programına ilişkin 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA), ABD'nin 2018'de tek taraflı çekilmesiyle çökmüştü. O tarihten bu yana İran, uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60'a kadar yükseltti ve uluslararası denetimleri kısıtladı. MOU olarak adlandırılan yeni mutabakat, İran'ın yüzde 60 seviyesindeki zenginleştirmeyi durdurması ve IAEA denetçilerine yeniden erişim izni vermesi karşılığında, ABD'nin bazı yaptırımları askıya almasını öngörüyor. Ancak uzmanlar, bu mutabakatın JCPOA'nın canlandırılması için bir ön adım olduğunu, asıl kapsamlı müzakerelerin aylar sürebileceğini belirtiyor. İran'ın dini lideri Hamaney'e yakın kaynaklar, anlaşmanın "geçici ve sınırlı" olduğunu vurgularken, ABD tarafı da "kalıcı bir çözüm için ilk test" ifadelerini kullanıyor.
Mutabakatın ekonomik boyutu en az siyasi boyutu kadar kritik. İran, petrol ihracatını artırmak ve dondurulmuş milyarlarca dolarlık varlıklarına erişmek istiyor. ABD ise İran'ın nükleer bomba üretmesini geciktirerek bölgesel dengeleri korumayı hedefliyor. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, anlaşmayı "bir başlangıç" olarak nitelerken, ABD Özel Temsilcisi Robert Malley, "İran'ın taahhütlerine uyup uymadığını izliyoruz" uyarısında bulundu.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Mutabakatın bölgedeki yankıları da gecikmedi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, anlaşmayı "tarihi bir hata" olarak nitelendirerek, İran'ın nükleer programını durdurması için askeri seçeneklerin masada kalması gerektiğini söyledi. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ise İran'la doğrudan diyaloğun önemini vurgulayarak, nükleer müzakerelerin Yemen ve Suriye gibi bölgesel dosyalara da yansımasını bekliyor. Rusya ve Çin ise ABD'nin İran'a yönelik politikalarını eleştirirken, anlaşmayı "olumlu ama yetersiz" olarak değerlendirdi. Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, iki tarafı da mutabakatı korumaya çağırdı. Enerji piyasalarında ise İran'ın yaptırımların hafifletilmesi durumunda küresel arza günde 1-2 milyon varil ek petrol katabileceği beklentisi petrol fiyatlarını baskılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la enerji ve ticaret ilişkilerini sürdürürken ABD ile de stratejik ortaklığını dengelemek zorunda. Mutabakatın başarılı olması, Türkiye'nin İran'dan doğalgaz ve petrol ithalatında rahatlamasına yol açabilir. Ayrıca, İran'ın dondurulmuş varlıklarına erişmesi, Türk şirketlerinin İran'daki alacaklarını tahsil etmesini kolaylaştırabilir. Ancak İsrail ve Körfez ülkelerinin tepkisi, Türkiye'nin bölgesel diplomaside hareket alanını daraltabilir. Türkiye bu nedenle, iki tarafı da karşısına almadan, dengeli bir pozisyon benimsemeye çalışıyor. Mutabakatın sürmesi, Türkiye'nin enerji maliyetlerini düşürebilir ancak ABD-İran gerginliğinin yeniden tırmanması riski her an mevcut.