Ruanda Dışişleri Bakanı Olivier Nduhungirehe, Amerika Birleşik Devletleri'nin Kongo Demokratik Cumhuriyeti (DRC) ile Ruanda arasındaki kırılgan barış sürecine yönelik 'giderek daha bariz bir önyargı' sergilediğini belirtti. ABD, M23 isyancılarının kontrolündeki bölgelerden mineral kaçakçılığına karıştığı iddiasıyla Ruanda'ya yeni yaptırımlar uygulamaya hazırlanıyor. Nduhungirehe, RFI'ye verdiği demeçte, yaptırımların adil olmadığını ve barış çabalarını baltaladığını söyledi.
Yaptırım krizi ve barış sürecine etkisi
ABD Hazine Bakanlığı, geçtiğimiz hafta Ruanda'nın doğal kaynak ticareti üzerinden M23 isyancılarına destek verdiği gerekçesiyle yeni yaptırımlar duyurdu. Yaptırımlar, Ruandalı yetkililer ve iş insanlarının ABD'deki varlıklarının dondurulması ve seyahat kısıtlamalarını içeriyor. Washington yönetimi, Ruanda'nın DRC'nin doğusundaki çatışmalara doğrudan müdahil olduğunu ve M23'ü silahlandırdığını iddia ediyor. Ruanda ise bu iddiaları reddediyor ve yaptırımların barış müzakerelerini olumsuz etkilediğini vurguluyor. Bakan Nduhungirehe, 'ABD, çatışmanın tüm taraflarına eşit mesafede durmalı, ancak mevcut tutumları açıkça Ruanda karşıtı' ifadelerini kullandı.
M23 isyancıları, 2021'den bu yana DRC'nin doğusunda önemli ilerlemeler kaydederek zengin maden yataklarının bulunduğu bölgeleri ele geçirdi. Ruanda'nın bu gruba lojistik ve askeri destek sağladığı yönündeki iddialar, uluslararası toplumda uzun süredir tartışma konusu. Birleşmiş Milletler raporları da Ruanda'nın M23'e yardım ettiğini belirtiyor. Ancak Kigali yönetimi, bu suçlamaları kesin bir dille reddediyor ve DRC'deki Hutulara yönelik soykırım tehdidine karşı kendini savunduğunu öne sürüyor.
Bölgesel ve küresel boyut
DRC-Ruanda arasındaki gerilim, Büyük Göller Bölgesi'nde istikrarsızlığı derinleştiriyor. Uganda, Burundi ve Tanzanya gibi komşu ülkeler, çatışmanın yayılmasından endişe duyuyor. Afrika Birliği ve Doğu Afrika Topluluğu, tarafları diyaloğa çağırırken, ABD'nin yaptırım kararı bölgedeki güç dengelerini etkileyebilir. Öte yandan, Çin'in DRC'deki kritik maden yatırımları (kobalt, koltan) ve Ruanda ile artan ticareti, Pekin'in arabuluculuk rolünü ön plana çıkarıyor. Avrupa Birliği ise yaptırım konusunda ABD'den farklı bir tutum izleyerek, mevcut diplomatik kanalların korunmasını savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Afrika Boynuzu ve Büyük Göller Bölgesi'nde artan diplomatik ve ekonomik varlığıyla, DRC ve Ruanda ile ikili ilişkilerini dengede tutmaya çalışıyor. Ankara'nın savunma sanayii iş birlikleri ve insani yardım projeleri, bu ülkelerde nüfuz kazanmasını sağlıyor. Ancak ABD-Ruanda arasındaki bu gerilim, Türkiye'nin bölgedeki çıkarlarını dolaylı olarak etkileyebilir. Özellikle Türkiye'nin DRC'deki maden yatırımları ve Ruanda ile gelişen ticaret hacmi, krizin derinleşmesi halinde risk altına girebilir. Ankara'nın, çatışmanın tırmanmasını önlemek için arabuluculuk girişimlerinde bulunması, hem bölgesel istikrar hem de kendi menfaatleri açısından önemli bir adım olacaktır.