İran’ın stratejik Hürmüz Boğazı’ndaki son askeri ve siyasi hamleleri, Tahran ile Washington arasında varılan kırılgan anlaşmanın sürdürülebilirliğini tehdit ediyor. Körfez ülkeleriyle birlikte ABD’nin bölgedeki varlığına karşı artan meydan okumalar, İran’ın nükleer programına ilişkin diplomatik ilerlemeleri gölgeliyor. Boğaz, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birine ev sahipliği yaparken, buradaki herhangi bir gerginlik küresel enerji piyasalarını ve jeopolitik dengeleri altüst edebilir.
Gelişmenin arka planı: İran’ın caydırıcılık stratejisi
İran, yıllardır Hürmüz Boğazı’nı kritik bir koz olarak kullanıyor. Devrim Muhafızları’nın son dönemde hızlı saldırı botlarıyla deniz tatbikatlarını yoğunlaştırması ve boğaz girişinde yeni füze mevzileri inşa etmesi, Tahran’ın bu su yolunu kapatma kapasitesini artırma niyetini gösteriyor. ABD Donanması’na göre, İran 2023’te bölgede 15’ten fazla “güvensiz ve profesyonelce olmayan” müdahalede bulundu. Bu eylemler, İran’ın nükleer müzakerelerde elini güçlendirme ve Körfez monarşilerini ABD’ye karşı kendi eksenine çekme çabasının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan, ABD ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyeleri, boğazda serbest geçişin sağlanması için ortak deniz devriyelerini artırdı. Suudi Arabistan ve BAE, İran’ın istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerine karşı ABD’nin 5. Filosu’yla koordinasyon halinde çalışıyor. İran’ın “uluslararası sular” ile ilgili yorumları ise bölgedeki tansiyonu tırmandırıyor; Tahran, boğazı “ulusal güvenlik bölgesi” olarak tanımlayarak uluslararası hukuka meydan okuyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Diplomatik kırılganlık
İran ile ABD arasında 2023 sonunda varılan ve nükleer programın kısıtlanması karşılığında yaptırımların hafifletilmesini öngören gayriresmi anlaşma, Hürmüz’deki gerilim yüzünden çatırdıyor. İran’ın boğazdaki saldırgan tutumu, ABD’deki şahinleri güçlendirirken, Biden yönetiminin “diplomasi öncelikli” politikasını sorgulatıyor. Körfez ülkeleri ise İran’ın niyetlerinden endişeli ve bu durum, İsrail ile normalleşme çabalarını da etkiliyor. Uzmanlara göre, boğazın güvenliği yalnızca enerji fiyatları için değil, aynı zamanda bölgesel istikrar ve küresel ticaret akışı için de hayati önem taşıyor. Çin ve Hindistan gibi enerji ithalatçıları, boğazın kapanması durumunda doğrudan etkilenecek; bu da Pekin ve Yeni Delhi’nin krize müdahale etme olasılığını artıracak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran ve Körfez ülkelerinden karşılıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki olası bir kriz, Türkiye’nin petrol ve doğalgaz fiyatlarını yükselterek cari açığı ve enflasyonu artırabilir. Ayrıca Ankara, İran’la enerji alanında işbirliği yaparken aynı zamanda Katar ve Suudi Arabistan’la da yakın ilişkiler sürdürüyor; bu dengeli politikası, boğaz krizinde taraf olmayı zorlaştırabilir. Türkiye’nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nden kaynaklanan deniz hukuku deneyimi, uluslararası sularda seyrüsefer özgürlüğü konusunda arabuluculuk rolü üstlenmesine katkı sağlayabilir. Ancak bölgedeki gerginlik, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji hedefleriyle bağlantılı olarak dikkatli bir dış politika izlemesini gerektiriyor.