Uzun yıllardır ABD ve Avrupa’da etkili olan Hristiyan Siyonist söylem, İsrail’e verilen desteğin dini bir zorunluluk olduğu fikrine dayanıyordu. Ancak bu anlatı, Evanjelik Hristiyanlar arasında giderek daha fazla sorgulanıyor. Özellikle genç kuşak, Filistinlilerin yaşadığı insan hakları ihlallerine ve işgal altındaki topraklardaki adaletsizliklere duyarlı hale geliyor. Geleneksel olarak İsrail’in en sadık müttefikleri arasında sayılan Evanjelikler, şimdi kendi saflarında ciddi bir bölünme ile karşı karşıya.
Evanjeliklerde Değişen Dinamikler
Hristiyan Siyonizmi, İncil’deki kehanetleri temel alarak İsrail devletinin kurulmasını ve Yahudilerin Filistin topraklarına dönüşünü ilahi bir planın parçası olarak görür. Bu çerçevede İsrail’e verilen destek, sadece siyasi değil aynı zamanda dini bir görev haline gelmiştir. Ancak son yıllarda, özellikle ABD’deki Evanjelik kiliselerde, bu tek taraflı duruş eleştiriliyor. Genç Evanjelikler, İsrail’in Filistinlilere yönelik politikalarını sorgularken, İsa’nın öğretilerindeki merhamet ve adalet vurgusunu ön plana çıkarıyor.
Özellikle 2021’deki Gazze çatışmaları ve Batı Şeria’daki ilhak girişimleri, bu eleştirilerin yoğunlaşmasına neden oldu. Bir dizi Evanjelik lider, İsrail hükümetinin politikalarının İncil’deki barış mesajıyla çeliştiğini ifade etti. Örneğin, ABD’li ünlü bir papaz olan John MacArthur, İsrail’e verilen koşulsuz desteğin Hristiyanlıkla bağdaşmadığını belirtti. Benzer şekilde, Wheaton College gibi muhafazakar Hristiyan okullarında, Filistin dayanışması grupları kurulmaya başlandı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu değişim, sadece ABD ile sınırlı kalmıyor. Avrupa’da, özellikle Almanya, İngiltere ve Hollanda’daki Evanjelik topluluklar da benzer tartışmalar yaşıyor. İsrail yanlısı lobilerin etkisinin azalması, uluslararası kamuoyunda Filistin davasına daha fazla destek verilmesine yol açabilir. Ayrıca, Biden yönetiminin İsrail-Filistin çatışmasına yönelik politikaları da bu bölünmeyi derinleştiriyor. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın insan hakları raporlarında İsrail’e yönelik eleştirilerin artması, bazı Evanjeliklerin Washington’daki müttefiklerinden uzaklaşmasına neden oluyor.
Öte yandan, Filistin yanlısı Hristiyan gruplar da seslerini yükseltiyor. “Christ at the Checkpoint” gibi konferanslar, Batı Şeria ve Gazze’deki Hristiyanların sesini duyurmayı hedefliyor. Bu konferanslarda, Evanjeliklerin İsrail’e verdiği desteğin, bölgedeki Hristiyanların yaşamını nasıl olumsuz etkilediği tartışılıyor. Filistinli Hristiyanlar, işgal altında zorluk çekerken, Batılı Evanjeliklerin İsrail’e verdikleri desteğin çelişkili olduğunu vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hristiyan dünyasındaki bu bölünme, Türk dış politikası açısından da dikkatle izlenmelidir. Türkiye, Filistin davasını geleneksel olarak desteklemekte ve İsrail ile ilişkilerini bu hassas denge üzerine kurmaktadır. Evanjelikler arasında İsrail’e yönelik eleştirilerin artması, ABD Kongresi gibi platformlarda Filistin yanlısı seslerin güçlenmesine katkı sağlayabilir. Bu durum, Türkiye’nin uluslararası alanda Filistin konusundaki pozisyonunu güçlendirebilir. Ancak aynı anda, ABD’deki güçlü İsrail lobisinin etkisinin kırılması, Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinde yeni fırsatlar yaratabilir. Öte yandan, bölgedeki güç dengeleri değişirken, Türkiye’nin İsrail ile olan ticari ve diplomatik ilişkilerinde dikkatli bir yaklaşım sergilemesi önemini koruyor.