Hürmüz Boğazı'ndan geçen ticari gemi trafiği, hafta başında petrol tankerlerine yönelik saldırıların ardından neredeyse durma noktasına geldi. Reuters'ın aktardığı gemi takip verilerine göre, Kpler şirketinin verileri yalnızca beş emtia gemisinin boğazı geçtiğini gösteriyor. Bu durum, ABD ile İran arasında Ortadoğu'daki çatışmayı çözmeye yönelik müzakerelerin de tıkanmasıyla birleşince, dünya enerji arzının en kritik geçiş noktalarından birinde ciddi bir daralmaya işaret ediyor.
Gelişmenin Arka Planı
İran'ın 28 Ekim'de Umman Denizi'nde İsrail'e ait olduğunu açıkladığı bir petrol tankerine düzenlediği saldırı, bölgedeki gerilimi yeniden tırmandırdı. Bu saldırı, İsrail'in İran'ın askeri tesislerine yönelik misilleme saldırılarının ardından geldi. İran, saldırıyı doğrudan üstlenmese de, bölgedeki İran yanlısı grupların faaliyetleri ve Tahran'ın daha önceki tehditleri göz önüne alındığında, piyasalar bu olayı ciddi bir risk işareti olarak okuyor.
Kpler'in verilerine göre, 30-31 Ekim tarihlerinde yalnızca beş emtia gemisi (tanker ve kuru yük gemileri) boğazdan geçiş yaptı. Bu sayı, son iki yılın ortalaması olan günlük 20-30 geminin oldukça altında. Normalde günde ortalama 15-20 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, dünya toplam petrol tüketiminin yaklaşık %20'sine ev sahipliği yapıyor.
Gemilerin rotalarını değiştirmesi veya beklemeye geçmesi, sigorta primlerinin artmasına ve nakliye maliyetlerinin yükselmesine yol açtı. Londra merkezli sigorta brokerleri, savaş riski primlerinde son bir haftada %40'a varan artış olduğunu bildiriyor. Bu durum, özellikle petrol fiyatlarını doğrudan etkileyen bir faktör olarak öne çıkıyor; Brent petrolün varil fiyatı saldırıların ardından 70 doların üzerine çıktı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hürmüz Boğazı'ndaki bu daralma, yalnızca bölgesel bir kriz değil, aynı zamanda küresel ekonomiyi etkileyebilecek bir gelişme. Çin, Hindistan ve Japonya gibi Asya ülkeleri, petrol ithalatlarının büyük kısmını bu boğaz üzerinden sağlıyor. Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi üreticilerin ihracatı da bu güzergâha bağımlı.
ABD ve İran arasındaki müzakerelerin tıkanması, diplomatik çözüm umutlarını azaltıyor. Washington yönetimi, İran'a yönelik ekonomik yaptırımları sıkılaştırırken, Tahran ise nükleer programını genişleterek pazarlık gücünü artırmaya çalışıyor. Bu çerçevede, boğazın güvenliği uluslararası toplumun öncelikli meselelerinden biri haline gelmiş durumda.
ABD'nin 5. Filosu, bölgede devriye gezerek gemi geçişlerini korumaya çalışıyor. Ancak son saldırılar, bu korumanın ne kadar yetersiz kaldığını gösterdi. Uzmanlar, İran'ın asimetrik savaş taktikleri kullanarak boğazda (tankerlere el koyma, mayın döşeme veya insansız hava araçlarıyla saldırı) büyük bir aksama yaratabileceği konusunda uyarıyor. Böyle bir senaryo, küresel petrol arzının %20'sini tehlikeye atabilir.
Bu gelişmeler, enerji güvenliği kavramının ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Petrol fiyatlarındaki artış, enflasyonu tetikleyerek dünya genelinde merkez bankalarının faiz politikalarını etkileyebilir. Ayrıca, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşı nedeniyle zaten daralmış olan küresel enerji piyasasında yeni bir şok dalgası yaratabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü ithal eden bir ülke olarak Hürmüz Boğazı'ndaki bu durumdan doğrudan etkileniyor. Türkiye'nin ham petrol ithalatının yaklaşık %25'i bu boğaz üzerinden geliyor. Artan petrol fiyatları, cari açığı büyütecek ve enflasyonu yukarı çekecektir. Aynı zamanda, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji merkezi olma hedefi, bölgesel istikrarsızlıktan olumsuz etkileniyor. Bu kriz, Türkiye'nin enerji arz güvenliğini çeşitlendirme politikalarını hızlandırması gerektiğini bir kez daha gösteriyor. Jeopolitik olarak da Türkiye, İran ve ABD arasında denge kuran bir dış politika izlerken, bu tür krizlerde arabuluculuk rolü üstlenebilecek konumda olduğunu kanıtlayabilir.