Hong Kong'da bir mahkeme, 1989'daki Tiananmen Meydanı olaylarını anmak için her yıl düzenlenen anma etkinliklerinin üç eski organizatörünü hapis cezasına çarptırdı. Karar, Çin yönetiminin Hong Kong'daki muhalif sesleri susturma yönündeki baskısını bir kez daha gözler önüne serdi. Söz konusu kişiler, yıllarca milyonlarca kişinin katıldığı anma yürüyüşlerini organize etmekle suçlanıyordu. Cezalar, kentte 2020'de yürürlüğe giren Ulusal Güvenlik Yasası sonrası artan baskı ortamında verildi.
Olayın Arka Planı
1989 yılında Pekin'deki Tiananmen Meydanı'nda başlayan ve ülke geneline yayılan protestolar, 4 Haziran'da askeri müdahaleyle bastırılmıştı. O günden bu yana Hong Kong, Çin toprakları içinde bu olayı anmanın serbest olduğu tek yer olarak kalmıştı. Her yıl 4 Haziran'da Victoria Park'ta düzenlenen mum ışığı nöbeti, on binlerce kişinin katılımıyla gerçekleşirdi. Ancak 2020'de pandemi gerekçesiyle etkinlik yasaklandı ve ardından Ulusal Güvenlik Yasası'nın yürürlüğe girmesiyle anma toplantıları tamamen engellendi. Organizatörler, yasadışı toplanma düzenlemek ve kamu düzenini bozmakla suçlandı. Üç aktivistin kimliği ve aldıkları cezaların süresi henüz netleşmedi, ancak mahkeme kararının caydırıcılık amacı taşıdığı belirtiliyor.
Hong Kong yetkilileri, Ulusal Güvenlik Yasası'nı kentin istikrarını korumak için gerekli bir adım olarak savunuyor. Ancak uluslararası insan hakları örgütleri, yasanın ifade, toplanma ve basın özgürlüklerini ortadan kaldırdığını vurguluyor. Tiananmen anması, Hong Kong'da demokratik hareketin sembolü haline gelmişti. 2019'daki büyük protesto dalgasının ardından Pekin, kente doğrudan müdahale ederek muhalefeti sindirdi. Birçok aktivist ya hapiste ya da sürgünde. Bu son dava, sivil toplumun nefes almasının dahi suç sayıldığı bir döneme işaret ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hong Kong'daki bu tür davalar, Çin'nin "Tek Ülke, İki Sistem" ilkesinin içini boşalttığı yönündeki eleştirileri güçlendiriyor. ABD ve Avrupa Birliği, daha önce Hong Kong'daki baskılar nedeniyle bazı yaptırımlar uygulamıştı. Ancak bu yaptırımların caydırıcılığı sınırlı kaldı. Bölgesel olarak Tayvan, Hong Kong'daki gelişmeleri kendi geleceği açısından bir uyarı olarak görüyor. Güneydoğu Asya'daki otoriter rejimler ise Çin'nin bu tutumunu kendi muhalefetlerini bastırmak için bir model olarak izliyor. Küresel ölçekte ise liberal demokrasiler ile otoriter yönetimler arasındaki rekabetin somut bir örneği yaşanıyor: Hong Kong, artık sadece bir şehir değil, aynı zamanda uluslararası hukuk ve insan hakları rejiminin sınav alanı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Hong Kong'daki gelişmeleri doğrudan bir dış politika meselesi olarak ele almasa da, Çin ile artan ekonomik işbirliği ve Kuşak-Yol projesi kapsamındaki yatırımlar nedeniyle denge gözetiyor. Ancak Hong Kong'daki baskılar, Türkiye'nin demokratik değerler vurgusuyla çelişiyor. Türk kamuoyu, Müslüman Uygur Türklerine yönelik baskılar nedeniyle Çin'e karşı hassasiyet taşıyor. Hong Kong davası, Ankara'nın Pekin ile ilişkilerinde insan hakları boyutunu ne ölçüde gündeme getireceği sorusunu doğuruyor. Ayrıca, Türkiye'nin çok kutuplu dış politikasında Asya açılımı, bu tür otoriter uygulamalarla karşı karşıya kaldığında zorlu bir denge gerektiriyor.