Hong Kong'da 1989 Tiananmen meydanı olaylarını anma etkinlikleri düzenleyen üç aktivist, ulusal güvenlik yasası kapsamında 5 ila 7 yıl arasında hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme kararı, Birleşmiş Milletler, uluslararası insan hakları örgütleri ve çeşitli hükümetler tarafından sert şekilde kınandı. Cezalar, Hong Kong'da sivil toplum üzerindeki baskının son örneği olarak değerlendiriliyor.
Davanın Arka Planı ve Cezalar
Hong Kong'da uzun yıllar boyunca her yıl 4 Haziran'da düzenlenen Tiananmen anma etkinlikleri, 2020'de yürürlüğe giren ulusal güvenlik yasası sonrasında fiilen yasaklanmıştı. Bu yasaya rağmen anma etkinliği düzenlemeye çalışan üç aktivist hakkında açılan dava, şehrin en yüksek mahkemelerinden birinde karara bağlandı. Mahkeme, sanıkları 'yasayı ihlal etmek' ve 'yasadışı toplanma' suçlarından suçlu buldu.
Aktivistlerin kimlikleri ve tam ceza süreleri henüz netleşmemekle birlikte, alınan cezalar Hong Kong'da ifade özgürlüğü ve toplanma hakkına yönelik ciddi bir kısıtlama olarak yorumlanıyor. Dava, 2020'den bu yana ulusal güvenlik yasası kapsamında açılan yüzlerce davadan biri.
Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, kararın 'hukuki bir kılıf' olduğunu ve temel hakların sistematik olarak hedef alındığını belirtti. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Hong Kong'daki yargı bağımsızlığının erozyona uğradığına dair endişelerini yineledi.
Uluslararası Tepkiler ve Bölgesel Boyut
ABD, Birleşik Krallık ve Avrupa Birliği'nden yapılan açıklamalarda, Hong Kong'daki ulusal güvenlik yasasının 'tek ülke, iki sistem' ilkesini aşındırdığı vurgulandı. Çin Dışişleri Bakanlığı ise kararı 'içişleri' olarak nitelendirerek dış müdahaleyi reddetti.
Hong Kong, 1997'de Birleşik Krallık'tan Çin'e devredilirken 50 yıl boyunca özerkliğini koruyacaktı. Ancak 2019 protestoları sonrası Pekin yönetimi, ulusal güvenlik yasasını devreye sokarak muhalefeti sindirmeye başladı. Tiananmen anmaları, bu baskının sembolik hedeflerinden biri haline geldi.
Bölgesel olarak Tayvan, kararı 'otoriterleşmenin kanıtı' olarak değerlendirirken, Güneydoğu Asya ülkeleriÇin ile ekonomik ilişkileri bozmamak için sessiz kalmayı tercih ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, son yıllarda Asya-Pasifik bölgesinde ekonomik ve diplomatik angajmanını artırıyor. Hong Kong'daki bu dava, Türkiye'nin insan hakları ve demokrasi söylemiyle çelişen bir tablo oluşturuyor. Türkiye, Çin ile Kuşak-Yol projesi kapsamında iş birliğini derinleştirirken, bir yandan da Batı ile değer temelli ittifakını korumaya çalışıyor. Bu tür gelişmeler, Ankara'nın denge politikasını zorlaştırabilir. Ayrıca, Hong Kong'daki baskı, uluslararası arenada otoriter rejimlere karşı ortak tavır alınması gerektiğini gösteriyor; Türkiye'nin bu konudaki tutumu, insan hakları sicili açısından yakından izleniyor.