Hong Kong'da bir mahkeme, 1989 Tiananmen Meydanı olaylarını anmak amacıyla yıllık mum ışığı nöbetleri düzenleyen grubun iki eski liderini 'isyana teşvik' suçundan mahkum etti. Karar, 1989 protestocusu ve aktivistler tarafından Tiananmen anısını silme girişimi olarak nitelendirildi. Mahkumiyetler, şehirdeki sivil toplum alanına yönelik artan baskının bir parçası olarak görülüyor.
Gelişmenin arka planı
Hong Kong Ulusal Güvenlik Yasası kapsamında yargılanan iki eski lider, her yıl 4 Haziran'da düzenlenen anma törenlerini organize eden Hong Kong Halkı İçin Victoria Park Anma Töreni Grubu'na (HKFM) mensuptu. Grubun önde gelen isimleri, geçtiğimiz yıllarda gözaltına alınmış ve haklarında dava açılmıştı. Mahkeme kararı, bu tür anmaların artık 'ulusal güvenliğe tehdit' olarak değerlendirildiğini açıkça ortaya koydu.
Sanıkların avukatları, müvekkillerinin yalnızca anma etkinlikleri düzenlediklerini ve herhangi bir şiddet veya yasa dışı faaliyete karışmadıklarını savundu. Ancak mahkeme, bu tür toplantıların 'devlet otoritesini baltalayabileceği' gerekçesiyle suçlu bulunmasına hükmetti. Karar, uluslararası insan hakları örgütleri tarafından da eleştirildi.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu dava, yalnızca Hong Kong'un iç meselesi olmaktan öte, Çin'in ulusal güvenlik politikalarının ne kadar geniş bir yelpazede uygulandığını gösteriyor. 2020 yılında yürürlüğe giren Ulusal Güvenlik Yasası, şehirdeki siyasi aktivizmi büyük ölçüde kısıtladı. Tiananmen olaylarını anma girişimleri, bu yasa kapsamında 'isyana teşvik' olarak yorumlanıyor.
Karar, Batılı ülkeler ve insan hakları grupları tarafından geniş çapta kınandı. ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği, Hong Kong'un özerkliğinin zedelendiğini ifade ederek Çin'e çağrıda bulundu. Çin hükümeti ise bu tür eleştirileri 'iç işlerine müdahale' olarak değerlendirerek reddediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin doğrudan tarafı olmadığı bir konu olmakla birlikte, küresel güç mücadelesinde önemli bir gösterge niteliği taşıyor. Çin'in Hong Kong üzerindeki baskıyı artırması, Batı ile ilişkilerini daha da gerginleştirebilir. Türkiye, ekonomik anlamda Çin ile yakın ilişkilerini sürdürürken, bu tür insan hakları ihlalleri karşısında dengeleyici bir diplomatik tutum sergileme ihtiyacı duyabilir. Ayrıca, uluslararası toplumda artan bu tür gerilimler, Türkiye'nin milli güvenlik politikaları ve uluslararası hukuk konusundaki duruşunu etkileyebilir. Türkiye’nin, küresel insan hakları standartlarına bağlılık ilkesi ile ekonomik çıkarları arasında denge kurması gerekecektir.