Hong Kong'un Mong Kok semtinde, neon ışıklı caddelerin üzerindeki yürüyüşlü apartman dairelerinde gizlenen küçük bağımsız kitapçılar, uzun yıllar boyunca kitapseverler için bir sığınak oldu. Ancak son dönemde ekonomik zorluklar ve siyasi belirsizlik nedeniyle birer birer kapanmak zorunda kaldılar. Bu olumsuz gidişata meydan okuyan 41 yaşındaki bir girişimci, Mong Kok'ta yeni bir bağımsız kitapçı açtı. Bu gelişme, Hong Kong'da bağımsız kitapçıların karşı karşıya olduğu zorlukları ve buna rağmen sürdürülen direnişi gözler önüne seriyor.
Bağımsız Kitapçıların Zorlu Kışı
Hong Kong, uzun süredir Asya'nın kültürel ve entelektüel merkezlerinden biri olarak kabul ediliyor. Özellikle Mong Kok, yoğun nüfusu ve canlı sokak yaşamıyla bağımsız kitapçıların kalbi konumundaydı. Ancak son yıllarda artan kira maliyetleri, ekonomik durgunluk ve 2020'de yürürlüğe giren Ulusal Güvenlik Yasası'nın getirdiği siyasi baskılar, bu küçük işletmelerin ayakta kalmasını zorlaştırdı. Birçok kitapçı, ya ekonomik nedenlerle ya da siyasi içerikli kitaplar satmaları nedeniyle kapatıldı. Örneğin, ünlü kitapçılar arasında yer alan 1908 Books ve Eslite gibi zincirler bile küçülme veya kapanma kararı aldı. Bağımsız kitapçılar, yalnızca ticari baskılarla değil, aynı zamanda artan sansür ve otosansür ortamıyla da mücadele ediyor. Bazı kitapçı sahipleri, belirli kitapları raflarından çıkarmak zorunda kaldıklarını veya yayıncıların çekinceleri nedeniyle yeni eserleri stoklayamadıklarını belirtiyor.
Bu zorlu koşullara rağmen, 41 yaşındaki girişimci (adı henüz netleşmemiş olsa da), Mong Kok'un arka sokaklarından birinde yeni bir kitapçı açarak trendi kırmayı hedefliyor. Yeni kitapçının, yerel yazarlara ve bağımsız yayınlara odaklanması bekleniyor. Girişimcinin, Hong Kong'un kültürel kimliğini koruma ve ifade özgürlüğüne katkıda bulunma amacı taşıdığı düşünülüyor. Ancak bu tür bir girişimin, mevcut siyasi ve ekonomik iklimde ne kadar sürdürülebilir olacağı belirsizliğini koruyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hong Kong'daki bağımsız kitapçıların kapanması, sadece yerel bir mesele değil; aynı zamanda küresel ölçekte ifade özgürlüğü ve kültürel çeşitlilik açısından da önemli bir gösterge. Hong Kong, 1997'de Çin'e devredilmesinden bu yana "tek ülke, iki sistem" ilkesiyle yönetiliyordu. Ancak son yıllarda bu ilkenin aşındığına dair endişeler artıyor. Ulusal Güvenlik Yasası, birçok kişi tarafından Hong Kong'un özerkliğine ve sivil özgürlüklerine yönelik bir tehdit olarak görülüyor. Bağımsız kitapçılar, bu baskının kültürel alandaki yansımalarından biri. Kitapçıların kapanması, yalnızca ticari bir kayıp değil, aynı zamanda fikirlerin serbest dolaşımının kısıtlanması anlamına geliyor. Uluslararası toplum, Hong Kong'daki gelişmeleri yakından takip ediyor. ABD ve Avrupa Birliği, Hong Kong'a yönelik yaptırımlar uygulamış ve Ulusal Güvenlik Yasası'nı eleştirmişti. Bağımsız kitapçıların akıbeti, Hong Kong'un uluslararası finans ve kültür merkezi kimliğini de etkiliyor. Zira, özgür bir kültürel ortam, küresel şirketler ve yetenekler için çekicilik unsuru. Ayrıca, Hong Kong'daki kitapçılar, Çin anakarasındaki sansürden kaçan okuyucular için de bir sığınak işlevi görüyordu. Onların kapanması, bölgesel entelektüel ağların zayıflamasına yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hong Kong'daki bağımsız kitapçıların durumu, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, küresel ifade özgürlüğü ve otoriterleşme eğilimleri açısından önemli dersler içeriyor. Türkiye, kendi içinde basın ve ifade özgürlüğü konusunda benzer baskılarla karşı karşıya. Hong Kong'da yaşananlar, ekonomik baskıların ve siyasi kısıtlamaların kültürel alanı nasıl daralttığını gösteriyor. Türkiye'nin dış politikası açısından ise, Çin ile ilişkiler ve Hong Kong'daki gelişmeler, insan hakları ve demokrasi söylemleriyle dengelenmeye çalışılıyor. Ancak Türkiye, Çin ile ekonomik işbirliğini önceliklendirdiği için Hong Kong konusunda sessiz kalmayı tercih edebiliyor. Yine de, küresel ölçekte otoriterleşmeye karşı duruş, Türkiye'nin uluslararası itibarı için önemli. Hong Kong'daki kitapçıların mücadelesi, dünya genelinde kültürel direnişin bir sembolü haline gelebilir ve Türkiye'deki sivil toplum için de ilham kaynağı olabilir.