Hollanda ve Birleşik Krallık hükümetleri, geçmişte uyguladıkları zorla evlat edinme politikaları nedeniyle resmî olarak özür diledi. Hollanda'da yayımlanan resmî bir rapora göre, 1956 ile 1984 yılları arasında 15 binin üzerinde çocuk, annelerinden zorla ayrılarak evlatlık verildi. Bu uygulama, özellikle bekar anneleri hedef alırken, çocukların 'daha iyi bir aile ortamında' büyümesi gerekçesiyle meşrulaştırıldı. Ancak rapor, yaşananların 'büyük üzüntü ve öfke' yarattığını vurguluyor. Birleşik Krallık'ta ise benzer şekilde, 1950'lerden 1970'lere kadar binlerce bekar anneye baskı yapılarak bebeklerinin evlatlık verilmesi sağlandı. İngiltere Başbakanı Keir Starmer, konuyla ilgili olarak 'Devletin utanç verici bir sayfası' nitelemesinde bulunarak özür diledi.
Zorla Evlat Edinmelerin Arka Planı
Hollanda hükümetinin talebiyle hazırlanan bağımsız raporda, 1956-1984 döneminde kilise ve hayır kurumlarının da desteğiyle yürütülen sistemli bir zorla ailelerden koparma politikası olduğu belirtiliyor. Rapora göre, o dönemde bekar anneler 'ahlaki zayıflık'la suçlanırken, çocuklarına bakamayacakları yönünde psikolojik baskı altına alınıyorlardı. Çocukların çoğu, evlat edinme sürecinde ebeveynlerinin rızası olmadan veya yanlış bilgilendirme yoluyla ailelerinden alındı. Hollanda Sosyal İşler Bakanı, yaptığı açıklamada 'Bu acı dolu geçmişin sorumluluğunu üstleniyor ve derin üzüntülerimizi ifade ediyoruz' dedi.
Birleşik Krallık'ta ise özellikle İskoçya ve Galler'deki evlat edinme vakaları gündeme geldi. 2022'de yayımlanan bir başka rapor, bekar annelerin sistematik olarak hedef alındığını ve bebeklerinin doğumdan hemen sonra ailelerinden alındığını ortaya koydu. Başbakan Starmer, bu raporun ardından 'Devlet, binlerce kadına ve çocuğa karşı ağır bir sorumluluk taşıyor. Bu uygulamanın yarattığı acıyı ancak samimi bir özürle ve bu tür olayların tekrarlanmasını engelleyecek yasal reformlarla giderebiliriz' ifadelerini kullandı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Zorla evlat edinme uygulamaları, yalnızca Hollanda ve İngiltere ile sınırlı değil. Avustralya, Kanada ve İrlanda gibi ülkelerde de benzer skandallar yaşandı. Avustralya'da 2000'li yılların başında yapılan soruşturmalar, 1950-1970 arasında on binlerce Aborijin çocuğunun zorla ailelerinden alınarak beyaz ailelere evlatlık verildiğini ortaya çıkardı. Kanada'da ise 'Altmışlı Yılların Kaçırılan Çocukları' olarak bilinen dönemde, 20 binden fazla yerli çocuk devlet himayesine alındı. Bu bağlamda, Hollanda ve İngiltere'nin özürleri, küresel çapta bir hesaplaşmanın parçası olarak değerlendiriliyor.
İnsan hakları örgütleri, bu özürlerin sembolik kalmaması ve maddi tazminat programlarıyla desteklenmesi gerektiğini savunuyor. Hollanda'da mağdur ailelerin kurduğu dernekler, hükümetten kişi başına 50 bin euroya kadar tazminat talep ediyor. Benzer talepler İngiltere'de de dile getiriliyor. Uzmanlar, bu tür geçmiş uygulamaların bugünkü çocuk koruma sistemlerinde de benzer baskıcı yöntemlerin devam ettiğini gösterdiğine dikkat çekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'nin bu tür bir sömürge geçmişi bulunmamakla birlikte, zorla evlat edinme skandalları, uluslararası insan hakları hukukunun gelişimine ve çocuk haklarına ilişkin küresel standartların belirlenmesine önemli katkılar sunuyor. Türkiye'nin de Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne taraf olarak bu konuda benzer denetim mekanizmalarını güçlendirmesi, özellikle geçmişte yaşanan ve bugün de nadiren görülen usulsüz evlat edinme vakalarının önüne geçilmesi açısından değerlendirilebilir. Ayrıca, bu tür hesaplaşmalar, uluslararası kamuoyunda devletlerin geçmişteki insan hakları ihlallerini kabul etmelerinin önemini gösteriyor. Türkiye'nin bu konuda yapacağı olası adımlar, hem iç politikada hem de AB ile ilişkilerinde bir güven artırıcı unsur olarak işlev görebilir.