Tel Aviv/Beyrut – Reuters'ın haberine göre, İsrail ve Lübnan, Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını doğrulamak amacıyla oluşturulması planlanan uluslararası denetim mekanizmasına katkı sağlayabilecek ülkeler arasında İngiltere, İtalya, İsviçre ve Endonezya'yı değerlendiriyor. Bu gelişme, bölgede artan gerilimin ardından tarafların dolaylı müzakerelerde ilerleme kaydettiği bir dönemde geldi.
Gelişmenin Arka Planı ve Müzakereler
Lübnan hükümeti ile İsrail arasında, uzun süredir devam eden çatışmaların sona erdirilmesi ve sınır güvenliğinin sağlanması amacıyla yürütülen dolaylı görüşmelerde, Hizbullah'ın silahsızlandırılması kritik bir başlık olarak öne çıkıyor. İsrail, Lübnan'ın güneyinde konuşlu Hizbullah güçlerinin varlığını ulusal güvenliğine yönelik tehdit olarak görüyor; Lübnan ise egemenlik haklarına saygı gösterilmesini ve ülkenin iç işlerine karışılmamasını talep ediyor. Bu kapsamda, tarafların üzerinde uzlaştığı mekanizmanın, Hizbullah'ın silah bırakmasını denetleyecek uluslararası bir gücü Lübnan'a konuşlandırması öngörülüyor.
Diplomatik kaynaklar, önerilen mekanizmanın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararı çerçevesinde şekillendirildiğini, ancak mevcut BM Geçici Görev Gücü'nün (UNIFIL) yetkilerinin genişletilmesi yerine, yeni bir uluslararası denetim yapısı oluşturulmasının daha etkili olacağının değerlendirildiğini aktarıyor. İngiltere, İtalya, İsviçre ve Endonezya'nın bu mekanizmaya asker veya gözlemci göndermeye istekli olduğu belirtilirken, Fransa'nın da sürece dâhil olabileceği ifade ediliyor. Ancak henüz hiçbir ülkeyle resmi anlaşma imzalanmadı; tarafların önümüzdeki haftalarda bir araya gelerek detayları görüşmesi bekleniyor.
Uzmanlar, Hizbullah'ın kendi iradesi dışında silahsızlandırılmasının zorlu olacağına dikkat çekiyor. İran destekli örgütün Lübnan siyasetinde ve ülkenin güvenlik yapısında önemli bir aktör olduğunu vurgulayan analistler, mekanizmanın başarısının büyük ölçüde Hizbullah'ın işbirliğine bağlı olacağını belirtiyor. Lübnan hükümeti ise silahsızlanma sürecinin kapsamlı bir ulusal diyalogla ele alınması gerektiğini, dış baskı altında karar almayacaklarını dile getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu gelişme, Orta Doğu'daki dengeleri yakından ilgilendiriyor. İsrail ile Hizbullah arasında 2006 yılında yaşanan savaşın ardından büyük ölçüde sakin kalan sınır, son yıllarda zaman zaman karşılıklı saldırılara sahne oluyor. İsrail, Hizbullah'ın lideri Hassan Nasrallah'ın öldürülmesinin ardından örgütün zayıfladığı bir dönemde bu fırsatı değerlendirmek istiyor; ancak Hizbullah'ın hâlâ güçlü bir askeri kapasiteye sahip olduğu biliniyor. Bölgesel güçlerin rolü de belirleyici olacak. İran'ın Hizbullah'a desteğini sürdürmesi, mekanizmanın işlerliğini olumsuz etkileyebilir; Suudi Arabistan ve diğer Arap ülkeleri ise Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını Lübnan'ın egemenliğinin ve istikrarının ön koşulu olarak görüyor.
İngiltere, İtalya, İsviçre ve Endonezya’nın bu inisiyatifte yer alması, Batılı ülkelerin ve bölge dışı aktörlerin Orta Doğu'da kalıcı barışa katkı sağlama çabası olarak yorumlanıyor. Özellikle İtalya'nın UNIFIL'e en fazla asker katkısı sağlayan ülkelerden biri olması, denetim misyonunun operasyonel deneyim açısından avantaj sağlayabilir. İsviçre'nin tarafsız kimliği, taraflar arasında güven oluşturma açısından önemli; Endonezya'nın da büyük Müslüman nüfusu ve NATO üyesi olmaması, farklı bir güven unsuru olarak değerlendiriliyor. Ancak mekanizmanın finansmanı, askeri bileşeni ve yetki kapsamı gibi birçok teknik detayın henüz netleşmediği ifade ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki güvenlik dengeleri açısından önem taşıyor. Türkiye, Lübnan'ın toprak bütünlüğünün ve siyasi istikrarının korunmasını desteklemekle birlikte, Hizbullah'ın silahsızlandırılması konusunda temkinli bir yaklaşım sergiliyor. Ankara, Lübnan'da kalıcı barışın sağlanmasının, ülkenin tüm siyasi aktörlerinin sürece dâhil edilmesiyle mümkün olabileceğini savunuyor. Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunu artırma çabaları ve Hizbullah'la ilişkilerindeki denge politikası, bu mekanizmaya doğrudan katılım yerine gözlemci veya güven artırıcı rollerle destek verme ihtimalini güçlendiriyor. Ayrıca, İran'ın bölgedeki rolü ve olası bir silahsızlanmanın İran eksenini zayıflatması, Türkiye'nin bölgesel çıkarları açısından yakından takip edilmesi gereken bir dinamiktir.