Lübnan merkezli Hizbullah, aynı anda hem silahlı bir milis gücü, hem siyasi bir parti, hem geniş bir sosyal hizmet ağı hem de sınır ötesi kaçakçılık operasyonları yürüten bir yapı olarak uluslararası toplumun karşısında karmaşık bir meydan okuma oluşturuyor. ABD, Lübnan ve diğer ülkelerin liderleri, bu çok boyutlu örgütle mücadelede mevcut diyalogların yetersiz kaldığını ve tekrarlanan askeri saldırıların kalıcı çözüm getirmediğini kabul etmek zorunda. Hizbullah’a karşı etkili bir strateji geliştirmek için örgütün siyasi, askeri, sosyal ve ekonomik ayaklarını aynı anda hedef alan bütüncül bir yaklaşım şart.
Hizbullah’ın Çok Yönlü Yapısı ve Mevcut Yaklaşımların Başarısızlığı
Hizbullah, 1980’lerde İsrail’e karşı direniş hareketi olarak ortaya çıktıktan sonra Lübnan siyasetinde kilit bir aktör haline geldi. Örgüt, parlamentoda temsil edilen siyasi kanadının yanı sıra, okullar, hastaneler ve sosyal yardım kurumları aracılığıyla Şii toplumunun temel ihtiyaçlarını karşılıyor. Aynı zamanda, Suriye savaşına askeri müdahalesi ve bölgesel bağlantılarıyla tanınan Hizbullah, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı gibi yasa dışı faaliyetlerle de finansman sağlıyor.
ABD ve İsrail’in askeri saldırıları, örgütü zayıflatmak bir yana, Lübnan’da Hizbullah’a olan siyasi ve sosyal desteği artırdı. Diplomatik girişimler ise Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve siyasi sisteme entegrasyonu konusunda ilerleme kaydedemedi. Bu başarısızlık, Hizbullah’ın melez yapısını anlamayan ve yalnızca bir boyutuna odaklanan stratejilerden kaynaklanıyor.
Bütüncül Bir Yaklaşımın Ana Hatları
Uzmanlara göre, etkili bir mücadele için öncelikle Hizbullah’ın sosyal hizmet ağına alternatif sivil yapılar geliştirilmeli. Lübnan devletinin zayıf kurumları güçlendirilerek, Şii toplumuna Hizbullah dışında da hizmet sunabilecek mekanizmalar oluşturulmalı. Ekonomik cephede, uluslararası iş birliğiyle Hizbullah’ın kaçakçılık ve kara para aklama faaliyetlerinin önüne geçilmeli. Ayrıca, diplomatik alanda Hizbullah’ı siyasi bir aktör olarak kabul eden ancak silahlı kanadını devre dışı bırakmayı hedefleyen bir diyalog başlatılmalı. Askeri seçenek ise yalnızca son çare olarak ve diğer unsurlarla koordineli şekilde kullanılmalı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hizbullah’ın çok yönlü yapısı ve bölgesel etkisi, Türkiye’nin Ortadoğu politikası açısından önemli riskler barındırıyor. Örgütün Suriye’deki varlığı, Türkiye’nin güney sınırında bir istikrarsızlık unsuru oluşturuyor. Ayrıca, Hizbullah’ın İran’la stratejik ittifakı, Ankara-Tahran rekabetinde denklemi zorlaştırıyor. Türkiye’nin bu bağlamda, Hizbullah’a karşı tek boyutlu askeri yöntemler yerine, Lübnan’da devlet kurumlarını güçlendirecek, sosyal ve ekonomik alternatifler sunacak kapsamlı bir stratejiyi desteklemesi gerekiyor. Aksi halde, bölgesel güvenlik sorunları daha da derinleşebilir.