ABD ile İran arasında İran'ın nükleer programı ve bölgesel nüfuzu konulu son haftalarda yoğunlaşan dolaylı müzakereler, son dönemin en şiddetli çatışmasının ardından ve Tahran destekli Lübnanlı Hizbullah milis gücünün ABD arabuluculuğundaki ateşkesi reddetmesiyle birlikte belirgin bir ilerleme kaydedemeden devam ediyor. Perşembe günü Beyrut'ta yapılan açıklamada, İran'ın bölgedeki en önemli vekil güçlerinden Hizbullah yetkilileri, ABD'nin Lübnan-İsrail sınırındaki gerilimi azaltma planını 'koşulların uygun olmadığı' gerekçesiyle geri çevirdiklerini duyurdu. Bu gelişme, ABD'nin İran ile diplomatik kanalları açma çabalarını gölgelerken, iki ülke arasındaki güvensizliğin ne denli derin olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Görüşmelerin Seyri ve Kilit Engeller
ABD ve İran arasındaki dolaylı müzakerelerin odağında İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri ve bölgesel vekil güçlere verdiği destek yer alıyor. Washington yönetimi, İran'ın nükleer silah üretimine giden yolu kapatacak kapsamlı bir anlaşma isterken, Tahran ise ekonomik yaptırımların tamamen kaldırılması ve nükleer programı üzerindeki kısıtlamaların hafifletilmesini şart koşuyor. Görüşmelerde şimdiye kadar somut bir ilerleme kaydedilememesinin başlıca nedeni olarak, özellikle Hizbullah ve Yemen'deki Husiler gibi vekil grupların faaliyetlerinin kısıtlanması konusundaki derin görüş ayrılıkları gösteriliyor. İran, bu grupları 'bölgesel direniş ekseninin' meşru bir parçası olarak tanımlarken, ABD bunları istikrarsızlık kaynağı olarak nitelendiriyor.
Lübnan cephesinde son haftalarda yaşanan çatışmalar, İsrail ile Hizbullah arasında 2006 savaşından bu yana en ciddi gerilimi yarattı. Perşembe günü Hizbullah'ın bir insansız hava aracıyla İsrail sınır karakoluna düzenlediği saldırı, İsrail'in topçu atışlarıyla misilleme yapmasına yol açtı. Bölgeden gelen görgü tanığı ifadelerine göre, çatışmalar sırasında Lübnan tarafında üç Hizbullah militanı ve bir sivil hayatını kaybetti. ABD'nin bu krizi yatıştırmak için devreye soktuğu acil ateşkes önerisi, Hizbullah'ın 'saldırıları durdurmayı kabul etmeyiz' tutumuyla karşılaştı. Örgüt sözcüsü Muhammed Afif, 'İşgal altındaki topraklarımızı savunma hakkımızı kullanacağız; bu konuda kimsenin dayatmasını kabul etmeyiz' ifadelerini kullandı.
Bölgesel ve Küresel Boyutlar
ABD-İran hattındaki tıkanma, yalnızca iki ülke arasındaki ilişkileri değil, tüm Orta Doğu'nun güvenlik mimarisini tehdit ediyor. İran'ın nükleer dosyadaki ilerlemesi, İsrail'in daha önce defalarca dile getirdiği 'operasyonel eşiği aşma' uyarılarını yeniden gündeme getirdi. İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, İran'ın yüzde 90 saflıkta uranyum zenginleştirmeye yaklaştığını belirterek, 'Bu, Tahran'ın askeri nükleer seçeneğe sahip olması anlamına gelir' dedi. Bu durum, ABD'nin diplomatik sürece duyduğu güveni sarsarken, bölgede yeni bir savaş riskini artırıyor.
Hizbullah'ın ateşkesi reddetmesi, İran'ın müzakere masasındaki elini zayıflatıyor. Zira Hizbullah, İran'ın Levant bölgesindeki en etkili vekil gücü konumunda. Örgütün savaşçıları, Suriye'de Beşşar Esed rejiminin yanında savaşmış ve Lübnan siyasetinde belirleyici bir aktör haline gelmişti. ABD'nin eski Beyrut Büyükelçisi Jeffrey Feltman, Hizbullah'ın bu hamlesini 'İran'ın ABD'ye karşı elini güçlendirme çabası' olarak yorumladı. Öte yandan, Fransa ve Birleşmiş Milletler Lübnan geçici gücü UNIFIL, tarafları itidal çağrısı yapmaya devam ediyor. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, 'Lübnan'ın bir kez daha geniş çaplı çatışmalara sürüklenmesinin bedelini siviller ödeyecek' uyarısında bulundu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran gerginliği ve Lübnan'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin bölgesel çıkarlarını doğrudan etkiliyor. İran'la enerji ve ticaret hacmini artırmayı hedefleyen Ankara, Washington'un yaptırım politikaları ile karşı karşıya kalabilir. Aynı anda, Türkiye, Lübnan'da siyasi ve ekonomik nüfuzunu korumak isterken, İran destekli Hizbullah'ın güçlenmesi Ankara'nın dengeli politika yürütme kapasitesini zorlayabilir. Suriye'de yaşanan çatışmaların benzer bir dinamiğe sahip olması, Türkiye'nin güney sınırlarının güvenliğini tehdit ediyor. Dışişleri Bakanlığı'nın bugüne kadar kullandığı 'krizlerin diyalog yoluyla çözümü' söylemi, bu gelişmeler ışığında daha da önem kazanıyor. Ankara'nın, hem İran'la hem de Hizbullah'ın karşısında yer alan aktörlerle ilişkilerini dengeleyerek bölgesel bir arabulucu rolü oynaması beklenebilir.