ABD, Hint Okyanusu'nu öncelik sıralamasında geri plana attığını açıkça gösterdi. Bu, ABD Hint-Pasifik Komutanlığı'nın eski adı olan ABD Pasifik Komutanlığı'na dönüştürülmesiyle sembolik olarak pekişti. İsim değişikliği kuvvet yapısında veya örgütsel sorumluluklarda somut bir değişiklik anlamına gelmese de, Hint Okyanusu'na yönelik ilginin azaldığını kaçınılmaz olarak işaret ediyor. Bu gelişme, bölgede çok taraflı askeri işbirliğinin neden hâlâ istenen düzeye ulaşamadığı sorusunu gündeme getiriyor.
Gelişmenin Arka Planı: Hint Okyanusu'ndaki Güç Boşluğu
Hint Okyanusu, dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 80'inin taşındığı deniz yollarını barındırıyor. Ancak bölge, etkili bir çok taraflı güvenlik mimarisinden yoksun. ABD'nin bölgedeki askeri varlığı, Soğuk Savaş sonrası dönemde Diego Garcia üssü merkezli olarak şekillendi. Son yıllarda ise Washington'un stratejik odağı, Pasifik'teki Çin yükselişine kaydı. Hint Okyanusu, bu süreçte ikincil bir öncelik haline geldi. Hint-Pasifik kavramının benimsenmesi, aslında Hint Okyanusu'nun Pasifik'e eklemlenmesi çabasıydı; ancak isim değişikliği, bu yaklaşımın terk edildiğini gösteriyor.
Bölgesel güçler arasında işbirliği arayışları da sonuçsuz kaldı. Hindistan, bölgedeki en büyük donanmaya sahip olmasına rağmen, tarihsel olarak Bağlantısızlar Hareketi'nden miras kalan stratejik özerklik politikasını sürdürüyor. Çin ise Pakistan, Sri Lanka, Myanmar ve Cibuti'de liman anlaşmaları ve üsler yoluyla etkisini artırıyor. Bu iki gücün rekabeti, bölgesel işbirliğini zorlaştırıyor. Diğer kıyı ülkeleri, egemenlik kaygıları ve ekonomik bağımlılıklar nedeniyle net pozisyon almakta zorlanıyor.
Çok taraflı platformlar ise etkisiz. Hint Okyanusu Deniz Kuvvetleri Sempozyumu (IONS) gibi girişimler, operasyonel işbirliğinden çok diyalog düzeyinde kalıyor. Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (Quad) — ABD, Japonya, Avustralya ve Hindistan — Hint Okyanusu'na yönelik somut bir güvenlik taahhüdü geliştiremedi. ASEAN ve Afrika Birliği gibi bölgesel örgütler ise deniz güvenliği konusunda kapasite eksikliği yaşıyor. Bu boşluk, korsanlık, yasa dışı balıkçılık ve silah kaçakçılığı gibi tehditlerin artmasına zemin hazırlıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Çin'in Yükselişi ve Batı'nın İsteksizliği
Hint Okyanusu'ndaki güç dengesizliği, küresel jeopolitiği doğrudan etkiliyor. Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki liman yatırımları, stratejik bir ağ oluşturuyor. Gwadar, Hambantota, Kyaukpyu gibi limanlar, Pekin'e hem ticari hem askeri erişim sağlıyor. ABD'nin bölgeden çekilmesi, bu ağın genişlemesi için alan açıyor. Öte yandan, Avrupa ülkeleri de Hint Okyanusu'nda kalıcı bir güvenlik yapısı kurmaktan uzak. Fransa'nın Réunion ve Mayotte gibi adalardaki varlığı sınırlı; İngiltere ise Chagos Takımadaları'ndan çekilme sürecinde.
Bölge ülkeleri arasında işbirliği eksikliği, güvenlik mimarisinin parçalı kalmasına neden oluyor. Hindistan, 2020'de Çin ile yaşadığı sınır çatışması sonrası deniz stratejisini gözden geçirse de, hâlâ Hint Okyanusu'nda liderlik rolünü üstlenmekte tereddütlü. Avustralya ve Japonya, Quad aracılığıyla daha aktif olmaya çalışsa da, coğrafi uzaklık ve kaynak kısıtları belirleyici. ABD'nin bölgedeki askeri tatbikatları azaltması, müttefiklerin güvenini sarsıyor. Sonuç olarak, Hint Okyanusu, büyük güç rekabetinin yanı sıra bölgesel istikrarsızlık riskleriyle de karşı karşıya.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Hint Okyanusu'na coğrafi olarak uzak olsa da, deniz ticaret yollarının güvenliği ve enerji arz güvenliği açısından stratejik bir paydaş. Türk gemileri, Süveyş Kanalı üzerinden Hint Okyanusu'na açılıyor; bölgedeki istikrarsızlık, ticaret maliyetlerini artırabilir. Çin'in genişlemesi, Türkiye'nin Asya-Pasifik'e yönelik açılımını zorlaştırırken, aynı zamanda yeni işbirliği fırsatları sunuyor. Türkiye, Pakistan ve Bangladeş ile savunma sanayii işbirliklerini derinleştirerek bölgede etkinlik kurabilir. Ayrıca, ABD'nin bölgeden çekilmesi, NATO içinde yeni görev paylaşımı tartışmalarını beraberinde getirebilir. Türkiye'nin çok kutuplu dış politikası, Hint Okyanusu'ndaki gelişmeleri yakından izlemeyi gerektiriyor.