Hindistan’ın kuzeyindeki Himachal Pradeş eyaletinde, İsrailli turistler arasında ‘humus rotası’ olarak bilinen bölgede bir İsrail askerinin tespit edilmesi üzerine uluslararası bir insan hakları örgütü, Hint makamlarına savaş suçu başvurusunda bulundu. İnsan Hakları Vakfı (HRF), Eitan Gilboa adlı askerin, Filistin topraklarında işlenen savaş suçlarına karıştığı iddiasıyla Hindistan’da yasal işlem başlatılmasını talep etti. Ancak Gilboa’nın, hakkındaki şikâyetten önce ülkeyi terk ettiği bildirildi. Olay, uluslararası hukuk, Filistin dayanışması ve turist rotalarının siyasi boyutu açısından tartışma yarattı.
Humus Rotası ve İsrailli Askerin İzini Süren Aktivistler
‘Humus rotası’, Güney Asya’da İsrailli gençler arasında popüler bir seyahat güzergâhını tanımlıyor. Hindistan’ın Himachal Pradeş eyaletindeki Manali ve çevresi, bu rotanın önemli durak noktalarından biri. Eski Manali köyü ve Gondla köyü, İsrailli turistlerin sıkça ziyaret ettiği bölgeler arasında yer alıyor. İşte tam da bu noktada, Filistin yanlısı aktivistler ve HRF, Eitan Gilboa’nın izini sürdü. Gilboa’nın, İsrail ordusunda görev yaptığı ve Gazze Şeridi veya Batı Şeria’da sivil kayıplara yol açan operasyonlarda yer aldığı iddia ediliyor. HRF, Gilboa’nın Hindistan’da bulunduğu sırada, 7 Ekim 2023 sonrası İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında savaş suçu işlediğine dair tanık ifadeleri ve belgeler sundu. Şikâyet, Hindistan’ın yargı yetkisine dayanarak yapıldı; zira uluslararası hukuk, savaş suçlarının evrensel yargı yetkisi kapsamında herhangi bir ülkede yargılanmasına olanak tanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Turizm Rotası Siyasi Arenaya Dönüştü
Olay, sadece hukuki bir süreç değil, aynı zamanda küresel Filistin dayanışma ağlarının nasıl çalıştığını da gözler önüne seriyor. Aktivisler, İsrail askerlerinin tatil yaptığı rotaları takip ederek onları ifşa etmeyi ve uluslararası kamuoyunda baskı oluşturmayı hedefliyor. ‘Humus rotası’nın popülerliği, İsrail’in güvenlik politikaları ve uluslararası eleştirilerle birleşince, bu tür eylemler daha da yaygınlaşabilir. HRF’nin başvurusu, Hindistan’ın İsrail ile ilişkilerini de etkileyebilir; zira Hindistan, İsrail’le yakın savunma ve ticari bağlara sahip ancak Filistin meselesinde geleneksel olarak denge politikası izliyor. Öte yandan, İsrail hükümeti, askerlerinin savaş suçlarıyla itham edilmesine şiddetle karşı çıkıyor ve bu tür girişimleri ‘hukuki savaş’ olarak nitelendiriyor. Olay, uluslararası hukukun evrenselliği ile devlet egemenliği arasındaki gerilimi de yeniden gündeme taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği güçlü destekle biliniyor. HRF’nin girişimi, Türkiye’nin de uluslararası platformlarda savaş suçlarına karşı yürüttüğü hukuki mücadeleyle örtüşüyor. Ancak doğrudan Türkiye’ye yansıması sınırlı olsa da, benzer bir modelin Türk sivil toplum kuruluşları tarafından da kullanılabileceği akla geliyor. Örneğin, Türkiye’de İsrail askerlerine yönelik şikâyetler veya Türkiye’nin evrensel yargı yetkisini kullanması gündeme gelebilir. Ayrıca, Türkiye’nin İsrail ile son dönemde düzelen ancak hassas olan ilişkileri, bu tür olayların diplomatik dengeleri etkileme potansiyeli taşıyor. Bölgesel olarak, Filistin meselesinin turizm ve seyahat rotalarına taşınması, Türkiye’deki İsrailli turistlerin durumunu da dolaylı olarak etkileyebilir. Kısacası, bu gelişme Türkiye’nin uluslararası hukuk ve insan hakları alanındaki duruşuyla uyumlu olsa da, doğrudan bir yansıma beklenmemelidir.