Hindistan ve Pakistan arasında 1960 yılında imzalanan ve İndus Nehri'nin sularının paylaşımını düzenleyen İndus Nehri Antlaşması, son dönemde ciddi bir belirsizlik içinde. Bloomberg'den Azman Usmani'nin haberine göre, 65 yıllık bu antlaşma, Hindistan'ın sulama ve hidroelektrik projelerini hızlandırması ve Pakistan'ın itirazları nedeniyle askıya alınmış durumda. Her iki ülke de artan nüfus, iklim değişikliği ve su kıtlığıyla boğuşurken, nehrin kontrolü kritik bir jeopolitik ve ekonomik mücadele haline geldi.
Antlaşmanın Arka Planı ve Anlaşmazlığın Kökeni
İndus Nehri Antlaşması, Dünya Bankası'nın arabuluculuğuyla 1960'ta imzalandı ve dünyanın en kapsamlı su paylaşım anlaşmalarından biri olarak kabul ediliyor. Antlaşma, İndus ve kollarının sularını iki ülke arasında bölüştürüyor: Hindistan'a doğu kolları (Ravi, Beas, Sutlej), Pakistan'a ise batı kolları (İndus, Jhelum, Chenab) tahsis ediliyor. Ancak son yıllarda Hindistan, batı kolları üzerinde hidroelektrik santralleri inşa etme hakkını kullanarak Pakistan'ın su akışını etkileyebilecek projeler başlattı. Pakistan, bu projelerin antlaşmayı ihlal ettiğini savunuyor ve uluslararası tahkime başvurdu. Hindistan ise projelerin nehir akışını değiştirmediğini, sadece elektrik üretimi amaçlı olduğunu öne sürüyor. 2016 ve 2019'daki askeri gerilimlerin ardından Hindistan, antlaşmayı gözden geçirme tehdidinde bulunmuştu. Son gelişmeler, müzakerelerin çıkmaza girdiğini ve antlaşmanın fiilen askıya alındığını gösteriyor.
Uzmanlar, su kıtlığının her iki ülkede de tarımsal üretimi ve enerji güvenliğini tehdit ettiğini vurguluyor. Pakistan'ın ekonomisi büyük ölçüde İndus havzasındaki tarıma bağımlı; ülkenin su ihtiyacının %90'ı bu nehirden karşılanıyor. Hindistan'da ise Pencap ve Haryana gibi eyaletler, aynı nehirden sulama ve içme suyu sağlıyor. İklim değişikliği nedeniyle azalan kar yağışları ve eriyen buzullar, nehir debisini düşürüyor. Bu durum, iki ülke arasında su paylaşımını daha da kritik hale getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İndus Nehri anlaşmazlığı, sadece iki ülke arasında bir sorun olmaktan çıkıp Güney Asya'nın istikrarını tehdit eden bir krize dönüşme potansiyeli taşıyor. Hindistan ve Pakistan, nükleer silahlara sahip iki rakip ülke olarak, su meselesini bir güvenlik çıkmazına dönüştürebilir. Ayrıca, Çin'in de İndus'un kaynaklarını besleyen Tibet Platosu'ndaki nehirler üzerinde artan etkisi, bölgesel dinamikleri daha da karmaşıklaştırıyor. Çin, Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak, su anlaşmazlığında Pakistan'ı destekleyebilir ve bu durum Hindistan-Çin ilişkilerini de gerginleştirebilir. Dünya Bankası, antlaşmanın garantörü olarak taraflar arasında arabuluculuk yapmaya çalışsa da, son yıllarda etkisi azaldı. Uluslararası toplum, suyun bir savaş nedeni olmaması gerektiğini savunuyor, ancak iki ülke arasındaki güvensizlik ortamı çözümü zorlaştırıyor.
Ekonomik açıdan, su kıtlığı Pakistan'da enerji üretimini ve tarımsal ihracatı olumsuz etkileyebilir. Hindistan'da ise hızlı sanayileşme ve şehirleşme, su talebini artırıyor. Her iki ülke de suyu verimli kullanma ve altyapı yatırımları yapma konusunda baskı altında. Ancak antlaşmanın askıya alınması, yatırım ortamını belirsizleştiriyor. Uluslararası yatırımcılar, bölgedeki su riskini fiyatlamaya başladı bile.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, sınır aşan sular konusunda benzer sorunlar yaşayan bir ülke olarak, Hindistan-Pakistan su anlaşmazlığını yakından takip etmeli. Fırat-Dicle havzasında Irak ve Suriye ile yaşanan su paylaşımı sorunları, Türkiye'nin bölgesel su diplomasisinde dikkatli olmasını gerektiriyor. İndus Antlaşması'nın askıya alınması, uluslararası su hukuku ve arabuluculuk mekanizmalarının zayıfladığını gösteriyor; bu durum Türkiye'nin kendi su müzakerelerinde elini güçlendirebilir veya zorlaştırabilir. Ayrıca, Pakistan ile savunma ve ekonomik işbirliği olan Türkiye, su krizinin yarattığı istikrarsızlıktan olumsuz etkilenebilir. Bölgesel istikrar için suyun bir işbirliği aracı olarak kalması Türkiye'nin de çıkarına.