Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'de on binlerce ağırlıklı genç, eğitim yönetiminde değişiklik talep ederek parlamento binasına yürüdü. Ülkenin dört bir yanından gelen öğrenciler ve akademisyenler, kamusal eğitim sisteminin daha şeffaf ve erişilebilir hale getirilmesi için hükümete baskı yapıyor. Gösteriler, özellikle yükseköğretime giriş sınavlarında yaşanan usulsüzlükler ve kontenjan dağılımında adaletsizliklere odaklanıyor. Polis, güvenlik gerekçesiyle parlamento çevresinde yoğun önlem alırken, protestocular barışçıl yürüyüşlerinde ısrarlı.
Eğitimde adalet arayışı
Protestoların fitilini ateşleyen en önemli etken, Hindistan'ın eğitim sistemindeki derin eşitsizlikler oldu. Özellikle alt kastlara mensup öğrenciler, devlet okullarında kalitenin düşük olduğunu, iyi üniversitelere girişin ise maddi imkânı olanlara ayrıldığını savunuyor. Son yıllarda yapılan reformlara rağmen, sınavlarda yaşanan skandallar ve öğretmen kadrolarının yetersizliği krizi büyüttü. Başbakan Narendra Modi hükümeti, özel sektörün eğitime katılımını artıracak düzenlemeler hazırlasa da muhalefet, bunun eğitimi ticarileştireceğini öne sürüyor. Öğrenci dernekleri ise tüm partilere eşit mesafede durarak, sadece eğitim hakkına odaklanıyor.
Sokak hareketinin küresel yankısı
Hintli gençlerin bu kitlesel çıkışı, yalnızca iç politika değil, bölgesel dinamikler açısından da dikkat çekiyor. Güney Asya'da artan genç nüfus ve işsizlik, birçok ülkede benzer protestolara yol açıyor. Pakistan ve Bangladeş'te de eğitim kalitesi ve istihdam sorunlarına karşı hareketlenmeler yaşanıyor. Hindistan'daki gösteriler, enerjisini sosyal medyadan alan, hiyerarşik olmayan bir yapı sergiliyor. Bu durum, geleneksel büyük parti ve sendika yapılarının zayıfladığı bir dönemde, taban hareketlerinin nasıl örgütlendiğine dair ipuçları veriyor. Küresel demokrasi endekslerinde gerileyen Hindistan'da bu protestolar, ifade özgürlüğü ve medya bağımsızlığı tartışmalarını da yeniden alevlendirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hindistan'daki eğitim temelli protestolar, Türkiye'de de zaman zaman yaşanan öğrenci hareketleriyle benzerlikler taşıyor. Her iki ülke de genç nüfus yoğunluğu ve eğitim reformu ihtiyacıyla karşı karşıya. Türkiye, son yıllarda YÖK, kontenjanlar ve sınav sistemi üzerinden benzer tartışmalar yaşamıştı. Hindistan'daki gelişmeler, eğitim sistemine duyulan güvenin sarsılması halinde kitlesel hareketlerin ne kadar hızlı büyüyebileceğini gösteriyor. Ayrıca, bu protestoların başarısı veya başarısızlığı, otoriter eğilimli hükümetler altında sivil toplumun sesini duyurma stratejileri konusunda Türkiye'ye dersler sunabilir. Küresel bir çerçevede ise genç işsizliği ve eğitim eşitsizliğinin güvenlik riski oluşturduğu bir kez daha teyit edilmiş oluyor.