Hindistan ve Japonya, yıllardır tedarik zincirlerini çeşitlendirme ve Çin'e olan bağımlılığı azaltma söylemini dillendiriyor. Ancak, bu diplomatik retorik ile endüstriyel gerçeklik arasında belirgin bir uçurum bulunuyor. İki ülkenin liderleri, güvenli ve dayanıklı tedarik zincirleri oluşturma hedefini sık sık vurgulasa da, sahadaki veriler bu vizyonun henüz hayata geçmediğini gösteriyor. Özellikle kritik mineraller ve yarı iletkenler gibi stratejik sektörlerde, Hindistan ve Japonya arasındaki işbirliği istenen düzeye ulaşamamış durumda.
Gelişmenin arka planı: Söylem ve gerçeklik arasındaki çelişki
Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve Japonya Başbakanı Fumio Kishida, düzenli olarak “özel stratejik ve küresel ortaklık” vurgusu yapıyor. İki ülke arasında 2022'de imzalanan Ekonomik Güvenlik Ortaklığı Anlaşması, bu hedeflerin kurumsal bir çerçevesini çizmişti. Ancak, ticaret verileri farklı bir tablo ortaya koyuyor: Japonya'nın Hindistan'a yaptığı doğrudan yatırımlar son iki yılda belirgin bir artış göstermedi. Örneğin, Japonya'nın Asya Kalkınma Bankası (ADB) aracılığıyla Hindistan'a sağladığı altyapı kredileri 2023'te 2,8 milyar dolar seviyesinde kalırken, Çin'e benzer yatırımlar daha hızlı artış gösterdi.
Bölgesel veya küresel boyut: Rekabet eden güçler ve tedarik zincirleri
Japonya'nın Hindistan'a yönelik tedarik zinciri çeşitlendirme politikası, aslında Japonya'nın kendi iç dinamikleriyle belirleniyor. Japon şirketleri, düşük maliyet ve lojistik avantajları nedeniyle Çin'deki mevcut tedarik ağlarını terk etmekte isteksiz. Özellikle otomotiv ve elektronik sektörlerinde, Çin'deki tesislerin verimliliği ve tedarikçi ağları, Hindistan'a kaymayı cazip kılmıyor. Ayrıca, Hindistan'da iş yapma kolaylığı ve altyapı eksiklikleri Japon yatırımcılar için engel teşkil ediyor. Öte yandan, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi'nin Hint Okyanusu'ndaki etkisi, Hindistan'ı stratejik olarak önemli kılsa da, ekonomik entegrasyon henüz istenen düzeyde değil. Hindistan'ın Japonya ile yüksek hızlı tren projesi gibi somut işbirlikleri ise bürokratik engeller ve yerel muhalefet nedeniyle yavaş ilerliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Hindistan ve Japonya arasındaki bu endüstriyel uçurumdan kendi lehine çıkarımlar yapabilir. İki ülke arasında gerçekleşmeyen yatırım akışı, Türkiye'nin Japonya'ya yönelik alternatif bir üretim üssü olma potansiyelini artırabilir. Özellikle savunma sanayii ve otomotiv yan sanayiinde, Türkiye'nin coğrafi konumu ve AB ile Gümrük Birliği avantajı, Japon yatırımcılar için cazip hale gelebilir. Aynı zamanda, Hindistan'ın Çin bağımlılığını azaltma çabaları, Türkiye'nin Orta Koridor girişimi ile bağlantılı olarak değerlendirilebilir. Ancak, Türkiye'nin bu fırsatları değerlendirmesi için yatırım ortamını iyileştirmesi ve stratejik sektörlerde teşvikler sunması gerekiyor.