Hindistan'ın Çin'den yaptığı ithalat, son yıllarda hızla artarak ülke ekonomisinin en kritik sorunlarından biri haline geldi. Yeni Delhi yönetiminin 'Make in India' (Hindistan'da Üret) girişimi ve Çin ile yaşanan sınır gerilimlerine rağmen, Hindistan'ın Çin'e olan ticaret bağımlılığı her geçen gün derinleşiyor. Oyuncak dükkânlarından elektronik mağazalarına, ilaç sanayisinden otomobil parçalarına kadar geniş bir yelpazede Çin menşeli ürünler Hindistan pazarını domine ediyor. Bu durum, ülkenin dış ticaret açığını rekor seviyelere taşırken, jeopolitik riskleri de beraberinde getiriyor.
Oyuncak Dükkânlarından Ekonomiye Uzanan Tablo
Hindistan'ın oyuncak dükkânları, ülkenin Çin ile olan ekonomik ilişkisini ölçmek için ilginç bir barometre işlevi görüyor. Raflarda yer alan oyuncakların büyük çoğunluğu Çin'den ithal ediliyor. Yerli üreticiler, ucuz Çin mallarıyla rekabet edemeyerek sektörden çekilmek zorunda kalıyor. Bu durum sadece oyuncak sektörüyle sınırlı değil; elektronik eşyalar, güneş panelleri, ilaç hammaddeleri, otomobil parçaları ve tekstil ürünleri gibi stratejik alanlarda da benzer bir tablo yaşanıyor.
Hindistan Ticaret Bakanlığı verilerine göre, 2023-2024 mali yılında Çin'den yapılan ithalat 101 milyar doları aşarak tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı. Aynı dönemde Hindistan'ın Çin'e ihracatı ise sadece 16 milyar dolar civarında kaldı. Bu, iki ülke arasındaki ticaret açığının 85 milyar doları aştığı anlamına geliyor. Hindistan'ın toplam dış ticaret açığının yaklaşık üçte biri tek başına Çin ile olan ticaretten kaynaklanıyor.
Uzmanlar, bu bağımlılığın Hindistan'ın ekonomik egemenliği ve ulusal güvenliği için ciddi bir tehdit oluşturduğu görüşünde. Özellikle ilaç aktif maddeleri ve elektronik bileşenler gibi kritik alanlarda Çin'e olan bağımlılık, olası bir jeopolitik kriz durumunda Hindistan'ı zor durumda bırakabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hindistan'ın Çin'e olan ithalat bağımlılığı, yalnızca iki ülke arasındaki bir ticaret meselesi değil; aynı zamanda Asya-Pasifik bölgesindeki güç dengelerini ve küresel tedarik zincirlerini de yakından ilgilendiriyor. Çin, son yirmi yılda 'dünyanın fabrikası' haline gelerek küresel üretimin merkezine yerleşti. Hindistan gibi gelişmekte olan ülkeler, ucuz ve hızlı tedarik imkânı sunan Çin'e yönelmek zorunda kaldı.
Ancak Hindistan, son yıllarda Çin'e olan bağımlılığını azaltmak için çeşitli adımlar atmaya başladı. Üretim Teşvik Programı (PLI) kapsamında yerli üretimi destekleyen politikalar uygulanıyor. Ayrıca, Güneydoğu Asya ülkeleri, Japonya, Güney Kore ve Tayvan gibi alternatif tedarik kaynaklarına yönelme çabaları sürüyor. Fakat bu çabalar henüz istenen sonucu vermedi; Çin'in ölçek ekonomisi ve fiyat avantajı, alternatifleri zorluyor.
Küresel ölçekte ise ABD-Çin ticaret savaşları ve Kovid-19 sonrası tedarik zinciri çeşitlendirme arayışları, Hindistan'a önemli fırsatlar sunuyor. Batılı şirketler, Çin'e olan bağımlılıklarını azaltmak için Hindistan'ı alternatif üretim üssü olarak görüyor. Ancak Hindistan'ın altyapı eksiklikleri, bürokratik engeller ve vasıflı iş gücü sorunları, bu fırsatların hayata geçirilmesini geciktiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hindistan'ın Çin'e olan ithalat bağımlılığı, Türkiye için de önemli dersler içeriyor. Türkiye de benzer şekilde Çin'den yaptığı ithalatla dış ticaret açığı sorunu yaşıyor ve kritik sektörlerde Çin'e bağımlılığı artıyor. Ancak Hindistan örneği, bu bağımlılığın ne kadar tehlikeli boyutlara ulaşabileceğini gösteriyor. Türkiye, yerli üretimi güçlendirerek ve tedarik zincirlerini çeşitlendirerek benzer bir tuzağa düşmekten kaçınabilir. Ayrıca, Hindistan'ın yaşadığı deneyim, Türkiye'nin Çin ile olan ekonomik ilişkilerini daha dikkatli bir şekilde yönetmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Küresel tedarik zincirlerindeki kaymalar, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor.