Güney Asya'da yaşayan kabile toplulukları, kendilerini ifade etmek için 'adivasi' (yerli halk) terimini kullanmayı tercih ediyor. Ancak Hindistan ve Bangladeş'teki milliyetçi iktidarlar, bu terime karşı çıkıyor. Hindistan'da iktidardaki Bharatiya Janata Partisi (BJP) ve müttefiki Rashtriya Swayamsevak Sangh (RSS), 'adivasi' yerine 'vanvasi' (orman sakinleri) ifadesini öne çıkarırken, Bangladeş'te hükümet 'adivasi' kelimesini resmi belgelerden çıkarma yönünde adımlar atıyor. Bu terminoloji savaşı, bölgedeki kimlik siyasetinin ve iktidar mücadelesinin bir yansıması olarak dikkat çekiyor.
Terminoloji Savaşının Arka Planı
Hindistan'da 'adivasi' terimi, Sanskritçe 'adi' (ilk) ve 'vasi' (sakin) kelimelerinden türemiş olup 'ilk yerleşimciler' anlamına geliyor. Bu terim, 1930'lardan itibaren kabile hakları aktivistleri tarafından benimsenmiş ve anayasal olarak tanınan 'Scheduled Tribes' (Zamanlanmış Kabileler) kategorisindeki grupların kendilerini tanımlamak için kullandığı bir isim haline gelmiş. Ancak RSS, bu terimin 'bölücü' olduğunu ve Hindu toplumunu parçaladığını savunarak 'vanvasi' terimini teşvik ediyor. RSS teorisyenlerine göre, tüm Hindistan halkı köken itibarıyla yerlidir; dolayısıyla bazı gruplara 'orijinal sakin' ayrıcalığı tanımak, Hindu birliğini zedeler.
Banglades'te ise durum farklı bir seyir izliyor. Ülkedeki kabile nüfusu, çoğunlukla Chittagong Hill Tracts (CHT) bölgesinde yaşayan yaklaşık 50 farklı etnik gruptan oluşuyor. 2011 yılında Bangladeş hükümeti, anayasadaki 'kabile' (upajati) ifadesini kaldırarak yerine 'küçük etnik grup' (khudro nrigoshthi) ifadesini getirmişti. Bu değişiklik, kabilelerin 'yerli' statüsünü reddediyor ve onları ulusal kimliğin bir parçası olarak konumlandırıyor. Bangladeşli yetkililer, 'adivasi' teriminin ülkeyi bölmeye yönelik bir girişim olduğunu ve Bengal milliyetçiliğine aykırı olduğunu öne sürüyor. Özellikle 2019'daki Genel Seçimler sonrası iktidarını pekiştiren Başbakan Şeyh Hasina hükümeti, kabile hakları savunucularına yönelik baskıları artırdı.
Hindistan'da ise 2017'de BJP hükümeti, 'adivasi' kelimesini resmi belgelerden çıkarmak için bir genelge yayınladı, ancak yoğun tepkiler üzerine geri adım atmak zorunda kaldı. Yine de eyalet düzeyinde birçok BJP yönetimi, okul kitaplarında ve devlet dairelerinde 'vanvasi' kullanımını yaygınlaştırdı. Jharkhand, Chhattisgarh ve Odisha gibi kabile nüfusunun yoğun olduğu eyaletlerde bu değişiklik, yerel halkın tepkisiyle karşılaştı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu terminoloji tartışması, sadece dilsel bir mesele değil; aynı zamanda toprak hakları, orman kaynakları ve siyasi temsil ile doğrudan bağlantılı. 'Adivasi' kimliği, Hindistan'da orman arazilerinin korunması ve geleneksel hakların tanınması için yasal bir dayanak oluşturuyor. 2006 tarihli Orman Hakları Yasası, 'adivasi' ve diğer geleneksel orman topluluklarının haklarını güvence altına alıyor. Terimin değiştirilmesi, bu hakların erozyona uğratılması riskini taşıyor.
Banglades'te ise CHT bölgesinde 1997'de imzalanan barış anlaşması, kabilelerin özerkliğini tanımıştı. Ancak 'adivasi' kimliğinin reddedilmesi, bu anlaşmanın uygulanmasını zorlaştırıyor. Bölgede arazi gaspı, askeri varlık ve etnik ayrımcılık halen devam ediyor.
Uluslararası alanda ise Birleşmiş Milletler, 2007'de kabul ettiği Yerli Halkların Hakları Bildirgesi'nde 'yerli halk' (indigenous peoples) kavramını tanımlamış durumda. Hindistan ve Bangladeş, bu bildirgeye taraf olmakla birlikte, kendi ülkelerindeki toplulukları 'yerli' olarak sınıflandırmaktan kaçınıyor. Çünkü 'yerli' statüsü, kendi kaderini tayin hakkı ve toprak üzerinde öncelikli haklar gibi talepleri beraberinde getiriyor. Bu durum, Güneydoğu Asya'dan Latin Amerika'ya kadar birçok ülkede benzer tartışmalara yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hindistan ve Bangladeş'teki 'adivasi' terminoloji tartışması, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, küresel ölçekte yükselen milliyetçilik ve kimlik siyaseti açısından önemli dersler içeriyor. Türkiye, kendi etnik çeşitliliğini yönetirken benzer ikilemlerle karşılaşabilir. Ayrıca Türkiye, Asya-Pasifik bölgesinde ekonomik ve diplomatik ilişkilerini derinleştirme çabasında. Hindistan ve Bangladeş'teki iç siyasi dinamikler, bu ülkelerle yapılacak yatırım ve ticaret anlaşmalarında risk unsuru olarak dikkate alınmalı. Bölgedeki istikrarsızlık, Türk iş insanlarının ve diplomatlarının güvenliğini de etkileyebilir. Son olarak, Türkiye'nin çok kültürlülük ve azınlık hakları konusundaki tutumu, uluslararası alanda eleştirilere maruz kalıyor; bu tür gelişmeler, Türkiye'nin kendi politikalarını gözden geçirmesi için bir fırsat sunabilir.