Hindistan ve Almanya arasında 2021 yılında imzalanan ve Hint güneş enerjisi teknisyenlerinin Almanya'ya göçünü kolaylaştırmayı amaçlayan tarihi anlaşma, üç yıl içinde tek bir işçinin dahi gitmemesiyle hayal kırıklığı yarattı. Almanya'nın yenilenebilir enerji sektöründe ciddi işgücü açığı yaşarken, Hindistan'ın ise eğitimli işsiz nüfusuyla bu açığı kapatması bekleniyordu. Ancak anlaşma, vasıf standartlarındaki uyuşmazlık, dil engelleri ve karmaşık bürokratik süreçler nedeniyle pratikte hiçbir sonuç vermedi. Bu durum, gelişmekte olan ülkelerle sanayileşmiş ülkeler arasındaki “kazan-kazan” odaklı işgücü anlaşmalarının gerçek dünyadaki uygulanabilirliğini sorgulatıyor.
Anlaşmanın arka planı ve tıkanan mekanizma
Almanya, iddialı enerji dönüşümü (Energiewende) hedefleri doğrultusunda 2030 yılına kadar elektrik üretiminin %80'ini yenilenebilir kaynaklardan karşılamayı planlıyor. Bu hedef için güneş enerjisi santrallerinin kurulumu ve bakımında çalışacak on binlerce teknisyene ihtiyaç duyuyordu. Öte yandan Hindistan, dünyanın en büyük güneş enerjisi işgücü eğitim programlarından birine sahip ve her yıl binlerce sertifikalı teknisyen mezun ediyor. Ancak bu teknisyenlerin çoğu, Almanya'da geçerli olan mesleki yeterlilik standartlarını karşılamıyor. Alman mesleki eğitim sistemi (Duales System) ile Hint eğitim sistemi arasındaki uyumsuzluk, sertifika tanıma sürecini neredeyse imkânsız hale getiriyor. Ayrıca, Almanya'daki işverenler için vize başvuru sürecinin uzun ve maliyetli olması, küçük ve orta ölçekli firmaların bu anlaşmaya ilgi göstermesini engelliyor.
Anlaşmanın ilk yılında sadece 30 başvuru yapıldığı, bunlardan da sadece birkaçının ön onay aldığı ancak hiçbirinin tamamlanamadığı bildiriliyor. Resmi verilere göre, 2024 itibarıyla anlaşma kapsamında Almanya'ya giden sıfır işçi bulunuyor. Hindistan hükümeti, Almanya ile mevcut anlaşmayı daha esnek hale getirmek için yeni bir mutabakat zaptı üzerinde çalıştığını duyurdu, ancak bu sürecin de yavaş ilerlediği ifade ediliyor.
Bölgesel ve küresel boyut: İşgücü hareketliliğinin kırılganlığı
Hindistan-Almanya güneş enerjisi anlaşması, sadece iki ülke arasındaki bir iş birliği girişimi değil, aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerden sanayileşmiş ülkelere vasıflı işgücü akışına yönelik küresel bir model olarak görülüyordu. Benzer anlaşmalar, Almanya'nın sağlık sektöründe (hemşireler için Filipinler ve Meksika ile) ve bilişim sektöründe (Hindistan ile) daha başarılı olmuştu. Ancak güneş enerjisi gibi nispeten daha düşük vasıf gerektiren bir alanda bile bu tür anlaşmaların başarısız olması, işgücü piyasalarının küresel entegrasyonunun sanıldığından çok daha karmaşık olduğunu gösteriyor. Uzmanlar, başarı için dil eğitimi, kültürel uyum, sertifika denkliği ve işverenlerin sürece aktif katılımı gibi bileşenlerin bir arada olması gerektiğini vurguluyor. Aksi takdirde, bu anlaşmalar sadece kağıt üzerinde kalıyor. Küresel ölçekte, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında yeşil enerji sektöründe işgücü açığı hızla büyürken, bu tür aksaklıklar enerji dönüşümü hedeflerini de sekteye uğratma riski taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, son yıllarda Almanya ile benzer nitelikte işgücü anlaşmaları imzalamış ve özellikle sağlık sektöründe hemşire göçü konusunda bazı ilerlemeler kaydetmiştir. Ancak Hindistan örneğindeki vasıf uyuşmazlığı, Türkiye için de bir uyarı niteliği taşımaktadır. Türkiye'nin Almanya'ya yönelik işgücü ihracı, özellikle mesleki eğitim standartlarının uyumlaştırılması ve dil yeterliliğinin sağlanması gibi alanlarda benzer zorluklarla karşılaşma potansiyeli taşımaktadır. Ayrıca, Türkiye'nin kendi yenilenebilir enerji hedefleri doğrultusunda vasıflı işgücünü yurt içinde tutması gerektiği göz önüne alındığında, bu tür anlaşmaların dengeli bir şekilde yürütülmesi önem arz etmektedir. Küresel anlamda, yeşil enerji sektöründe işgücü hareketliliğinin önündeki engellerin aşılması, Türkiye'nin de yararlanabileceği bir model oluşturabilir.