ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, göreve başlamasından yaklaşık 20 ay sonra, Ordu Bakanı Dan Driscoll'u istifaya zorlayarak Pentagon üzerindeki otoritesini açıkça pekiştirdi. Driscoll'un ayrılığı, beklenenden daha erken gerçekleşti ve aylardır süren gerilimin ardından geldi. Hegseth'in, Başkan Donald Trump'ın orduda “uyanıklık” olarak nitelendirdiği politikaları tasfiye etme ve savunma yapısını kökten değiştirme çabalarının bir parçası olarak, üst düzey askeri yetkilileri görevden alma veya istifaya zorlama eğiliminde olduğu gözlemleniyor.
Gelişmenin Arka Planı: Pentagon'da Tasfiyeler ve Güç Mücadelesi
Dan Driscoll, Ocak 2025'te Ordu Bakanı olarak atanmış ve Trump yönetiminin savunma politikalarını uygulamakla görevlendirilmişti. Ancak, kaynaklara göre, Driscoll ile Hegseth arasındaki ilişki, özellikle ordu personel politikaları ve bütçe öncelikleri konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle giderek gerginleşti. Hegseth'in, ordudaki çeşitlilik ve kapsayıcılık programlarını kaldırma, transgender askerlerin hizmetini yasaklama ve “uyanık” generalleri emekliye sevk etme yönündeki talimatları, Driscoll'un direnişiyle karşılaştı. Bu direniş, Hegseth'in Driscoll'u görevden alma kararını hızlandırdı.
Driscoll'un istifası, Hegseth'in yönetim kurulu başkanı olarak görev yaptığı son 20 ayda, Savunma Bakanlığı'nda üst düzey değişikliklerin yaşandığı bir döneme denk geldi. Hegseth, göreve geldiğinden bu yana, Genelkurmay Başkanı'ndan Deniz Kuvvetleri Bakanı'na kadar birçok üst düzey yetkiliyi görevden aldı veya istifaya zorladı. Bu hamleler, Trump'ın “derin devlet” olarak gördüğü askeri bürokrasiyi kırma ve Pentagon'u sadık isimlerle yeniden şekillendirme stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Hegseth'in, savunma harcamalarını artırma ve Çin ile Rusya'ya karşı daha agresif bir duruş sergileme politikaları da bu değişimlerin arkasındaki itici güçler arasında.
Bölgesel ve Küresel Boyut: NATO ve Uluslararası Güvenlik Üzerindeki Etkiler
Pentagon'daki bu üst düzey değişiklikler, ABD'nin uluslararası güvenlik politikalarını doğrudan etkileme potansiyeline sahiptir. Özellikle NATO müttefikleri, ABD'nin savunma bürokrasisindeki istikrarsızlığın, ittifakın karar alma mekanizmalarına yansıyacağından endişe ediyor. Hegseth'in, Avrupa'daki askeri varlığın azaltılması ve Asya-Pasifik'e odaklanılması yönündeki açıklamaları, müttefikler arasında rahatsızlık yaratmış durumda. Driscoll gibi deneyimli isimlerin gönderilmesi, ordunun sivil kontrolü ve kurumsal hafıza açısından endişe verici bulunuyor.
Hegseth'in, orduyu siyasi olarak yeniden şekillendirme çabaları, Amerikan siyasetinde de tartışmalara yol açıyor. Demokratlar, bu hamleleri ordunun siyasallaşması ve askeri etiğin zedelenmesi olarak nitelendirirken, Cumhuriyetçiler ise ordunun “savaşçı” kimliğine geri dönmesi için atılmış gerekli adımlar olarak savunuyor. Bu gelişme, ABD'nin küresel askeri angajman politikalarında bir kırılmaya işaret ediyor. Ordu bakanlığının boşalması, ABD'nin özellikle Ortadoğu ve Doğu Avrupa'daki askeri operasyonlarını koordine etme kapasitesini geçici olarak etkileyebilir. Ayrıca, bu istifa, ABD Kongresi'ndeki bazı üyelerin, savunma politikalarının istikrarlı bir şekilde yürütülmesi için Hegseth'in yetkilerinin sınırlandırılması çağrılarını güçlendirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'yi doğrudan ilgilendirmemekle birlikte, ABD'nin savunma yapısındaki bu tür değişimlerin küresel güvenlik dengelerine etkileri açısından önem taşıyor. Hegseth gibi isimlerin, Türkiye'nin F-35 programından çıkarılması veya S-400 konusundaki yaptırımlar gibi konularda daha sert bir tutum sergileyebileceği düşünülebilir. Ancak, ABD'nin savunma politikalarındaki bu iç karışıklık, NATO içindeki karar alma süreçlerini yavaşlatabilir ve Türkiye'nin ittifak içindeki pazarlık gücünü dolaylı olarak artırabilir. Türkiye'nin, bu tür istikrarsızlık dönemlerinde kendi savunma sanayisini güçlendirme politikalarını sürdürmesi, bölgesel ve küresel gelişmelere karşı daha dirençli olmasını sağlayacaktır.