Haiti'de 2020'de suikaste kurban giden Monferrier Dorval, Diego Charles ve Antoinette Duclaire'in ölümlerinin üzerinden beş yıl geçti; adalet hâlâ sağlanamadı. Devlet Başkanı Jovenel Moïse'in 2021'deki suikastinin ardından ise hesap verebilirlik eksik kaldı. Uluslararası medya, Haiti'deki şiddeti ve siyasi çöküşü genellikle yüzeysel ele alıyor; ancak ülkenin içinde bulunduğu kriz, uluslararası müdahale ve istikrar çabalarının sınırlarını gözler önüne seriyor.
Suikastlar ve Cezasızlık Kültürü
Monferrier Dorval, saygın bir hukukçu ve baro başkanıydı; 2020 Ağustos'unda başkent Port-au-Prince'de silahlı saldırıda öldürüldü. Aynı yıl gazeteci Diego Charles ve aktivist Antoinette Duclaire de benzer şekilde katledildi. Bu cinayetler, ülkede yargı bağımsızlığının ve basın özgürlüğünün ne denli zayıf olduğunu gösteriyor. Faillerin büyük ölçüde cezasız kalması, Haiti'deki yaygın yolsuzluk ve çete şiddetinin bir sonucu. 2021 Temmuz'unda Devlet Başkanı Jovenel Moïse, evine düzenlenen baskında öldürüldü. Olayın ardından birçok şüpheli tutuklandı, ancak davalar tıkandı; azmettiriciler hâlâ belirsiz. Bu durum, halkın adalete olan güvenini iyice sarstı.
Haiti'de yargı sistemi çökmüş durumda; mahkemeler yavaş işliyor, tanıklar korkutuluyor, yargıçlar tehdit ediliyor. Uluslararası kuruluşlar sık sık adalet çağrısı yapsa da somut adım atılamıyor. Cezasızlık, şiddeti körüklüyor ve siyasi istikrarsızlığı derinleştiriyor.
Uluslararası Müdahale ve İstikrar Çabaları
Haiti'deki kriz, uluslararası toplumun müdahale yaklaşımını da sorgulatıyor. 2004-2017 arasında görev yapan BM istikrar gücü MINUSTAH, ülkeye barış getiremediği gibi kolera salgını gibi skandallara da yol açtı. 2023'te Kenya öncülüğünde çok uluslu bir güç konuşlandırıldı; ancak bu güç de çete şiddetini durdurmakta yetersiz kaldı. Uluslararası raporlar, Haiti'deki şiddetin boyutlarını ve insani krizi vurgulasa da çözüm için etkili bir strateji ortaya konulamıyor. Ülke, silah kaçakçılığı, yolsuzluk ve siyasi boşlukla boğuşuyor. Seçimler sürekli erteleniyor; meşru bir hükümet yok. Bu ortamda uluslararası aktörlerin rolü, kısa vadeli güvenlik önlemlerinin ötesine geçemiyor.
Uzmanlar, Haiti'de kalıcı istikrar için sadece güvenlik gücü göndermenin yeterli olmadığını; adalet reformu, ekonomik kalkınma ve siyasi diyalogun şart olduğunu belirtiyor. Ancak uluslararası toplum, genellikle kısa vadeli çözümlere odaklanıyor ve yerel dinamikleri göz ardı ediyor. Bu durum, "çıktı tuzağı" olarak adlandırılan, yani dış müdahalenin beklenen sonuçları üretmemesi sorununu doğuruyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Haiti'deki istikrarsızlık, Karayipler ve Latin Amerika için güvenlik riski taşıyor. Çete şiddeti ve siyasi kaos, bölgesel göç dalgalarını tetikliyor; komşu ülkeler ve ABD, artan mülteci akınıyla karşı karşıya. Ayrıca Haiti, uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı için bir geçiş noktası haline gelmiş durumda. Bu durum, bölgesel güvenliği tehdit ediyor. Küresel ölçekte ise Haiti, uluslararası müdahalenin etkinliği konusunda bir test vakası olarak görülüyor. BM ve bölgesel örgütler, benzer krizlerde nasıl bir yol izleneceği konusunda Haiti deneyiminden ders çıkarmalı. Aksi halde, diğer kırılgan devletlerde de aynı hatalar tekrarlanabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Haiti'deki istikrarsızlık ve uluslararası müdahale deneyimi, Türkiye için dolaylı da olsa önemli dersler içeriyor. Türkiye, son yıllarda Afrika ve Latin Amerika'da insani diplomasi ve kalkınma yardımlarıyla etkinlik gösteriyor. Haiti örneği, dış müdahalelerin yerel dinamikleri dikkate almadığında başarısız olduğunu gösteriyor. Bu, Türkiye'nin kriz bölgelerine yönelik politikalarında kapsayıcı ve sürdürülebilir yaklaşımlar geliştirmesi gerektiğini vurguluyor. Ayrıca, Haiti'deki çete şiddeti ve uyuşturucu kaçakçılığı, küresel güvenlik sorunlarına işaret ediyor; Türkiye, uluslararası platformlarda bu tür krizlerin çözümü için daha fazla inisiyatif alabilir.