Libya'nın doğusundaki Bingazi kentinde, Halife Haftar'a bağlı Ulusal Ordu'nun istihbarat biriminin başında bulunan Fawzi al-Mansouri, 10 Ağustos 2026 akşamı yerel bir camiden çıkarken aracına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu öldürüldü. Olay, ülkenin zaten kırılgan olan güvenlik yapısına yeni bir darbe vurdu ve doğu ile batı arasındaki siyasi bölünmüşlüğü daha da derinleştirebilecek bir gerilim unsuru olarak değerlendiriliyor.
Suikastın Ayrıntıları ve Haftar'ın Güvenlik Ağı
Edinilen bilgilere göre, Fawzi al-Mansouri, Teravih namazı sonrası camiden ayrıldığı sırada aracının alt kısmına manyetik olarak yapıştırılmış bomba uzaktan kumanda ile infilak ettirildi. Patlamada al-Mansouri hayatını kaybederken, olayda ölen ya da yaralanan başka kişilerin olmaması, saldırının hedefli bir suikast olduğunu gösteriyor. Henüz hiçbir grup saldırıyı üstlenmedi, ancak gözlemciler, bu tür suikastlerin arkasında genellikle rakip silahlı grupların veya bölgesel güçlerin bulunduğunu belirtiyor.
Fawzi al-Mansouri, Haftar'ın güvenlik aygıtının kilit isimlerinden biriydi. Doğu Libya'daki askeri istihbaratın koordinasyonundan, Haftar'a karşı düzenlenen suikast girişimlerinin önlenmesine kadar geniş bir görev yelpazesine sahipti. Onun öldürülmesi, Haftar'ın rejiminin iç güvenlik zincirinde ciddi bir boşluk oluşturdu. Özellikle son yıllarda doğudaki kabileler arasındaki gerilimlerin artması, al-Mansouri'nin görevini daha da kritik hale getiriyordu. Bu suikast, Haftar'ın kontrol görüntüsünün zayıfladığı bir dönemde gerçekleşmiş olması nedeniyle, hem içeride hem de uluslararası alanda dikkatle izleniyor.
Bölgesel Güç Mücadelesi ve Libya'daki Kaos Ortamı
Libya, 2011'de Muammer Kaddafi'nin devrilmesinin ardından iç savaş ve bölünmüşlük yaşıyor. Ülke, Batı'da Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Doğu'da Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi ve ona bağlı Libya Ulusal Ordusu arasında ikiye bölünmüş durumda. Bu bölünmüşlük, yabancı güçlerin de müdahil olduğu karmaşık bir vekalet savaşına dönüşmüş vaziyette. Birleşmiş Milletler'in arabuluculuğunda barış girişimleri sürse de, kalıcı bir siyasi uzlaşı sağlanamadı. Doğudaki bu suikast, taraflar arasındaki güven bunalımını artırarak, çatışmaların yeniden alevlenme riskini beraberinde getiriyor.
Al-Mansouri suikastı, sadece Libya'nın iç dinamiklerini değil, aynı zamanda bölgesel güç mücadelesini de ilgilendiriyor. Doğu Libya'daki askeri güçler, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Rusya'dan destek alırken; Batı'daki hükümet, Türkiye ve Katar'ın desteğini görüyor. Bu nedenle, Haftar'ın istihbarat şefinin öldürülmesi, doğu blokunun zayıflaması anlamına gelebilir ve bu durum, bölgesel denklemi doğrudan etkileyebilir. Rusya'nın özellikle Wagner grubu üzerinden doğuda kurmuş olduğu nüfuz, bu tür olaylarla birlikte yeniden şekillenebilir. Ayrıca, petrol zengini ülkenin doğusundaki bu güvenlik zaafiyeti, uluslararası enerji piyasalarında da kısa vadeli dalgalanmalara yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Libya'da Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti ile yakın ilişkiler kurmuş ve deniz yetki alanları konusunda anlaşmalar imzalamıştır. Bu nedenle, doğudaki güç dengelerinde yaşanan her değişiklik, Türkiye'nin Libya'daki çıkarlarını doğrudan etkilemektedir. Haftar'ın istihbarat şefinin öldürülmesi, doğudaki otorite boşluğunu derinleştirerek, Haftar karşıtı grupların elini güçlendirebilir. Bu durum, Batı ile ilişkileri daha da karmaşık hale getirebilir. Ancak bu suikastın Türkiye'ye doğrudan bir tehdit oluşturduğu söylenemez. Yine de, Libya'daki istikrarsızlığın devam etmesi, Doğu Akdeniz'deki jeopolitik dengeleri olumsuz etkileyebilir ve Türkiye'nin bölgedeki stratejik hesaplarını zorlaştırabilir. Bu bağlamda, Ankara'nın gelişmeleri yakından takip etmesi ve Trablus'taki müttefikleriyle koordinasyonu sürdürmesi beklenmektedir.