Bu hafta uluslararası gündem, 11 Eylül 2001 saldırılarının 25. yıldönümü anma törenleri, Almanya'da aşırı sağcı Alternative für Deutschland (AfD) partisinin eyalet seçimlerindeki çığır açan başarısı ve Yemen'de İran destekli Husi isyancıların ülkenin kontrolünü ele geçirmesine yol açan hızlı askeri taarruzla şekillendi. Bu üç gelişme, küresel güvenlik ve siyaset dengelerini derinden etkileyecek nitelikte.
11 Eylül'ün 25. Yılı: Acılar Tazelenirken Küresel Güvenlik Yeni Sınavlarla Yüzleşiyor
11 Eylül 2001'de El Kaide militanlarının kaçırdığı dört yolcu uçağıyla New York'taki Dünya Ticaret Merkezi kulelerine ve Washington yakınlarındaki Pentagon'a düzenlenen saldırıların üzerinden tam 25 yıl geçti. Saldırılarda yaklaşık 3 bin kişi hayatını kaybetmişti. Bu yıl dönümünde ABD'nin dört bir yanında anma törenleri düzenlendi; New York'taki "Ground Zero" alanında kurbanların isimleri okundu, bayraklar yarıya indirildi. Başkan Joe Biden, törende yaptığı konuşmada "Birlik ve kararlılık" mesajı verirken, ulusal güvenlik danışmanları terör tehdidinin şekil değiştirdiğine dikkat çekti. Uzmanlar, 11 Eylül sonrası başlatılan "Teröre Karşı Savaş"ın Orta Doğu'da yol açtığı yıkımı ve ABD'nin Afganistan'dan 2021'deki kaotik çekilişini hatırlatarak, bu stratejinin bilançosunun hâlâ tartışıldığını vurguluyor. Etkinlikler, sadece geçmişi anmakla kalmayıp, yeni nesil güvenlik tehditleri – siber saldırılar, radikalleşme ve devlet destekli terörizm – konusunda farkındalık yaratmayı amaçladı.
Almanya'da Siyasi Deprem: AfD'nin Yükselişi ve Avrupa'da Aşırı Sağ Dalgası
Almanya'da pazar günü yapılan eyalet seçimlerinde aşırı sağcı AfD partisi, Thüringen'de ilk kez birinci olurken, Saksonya'da da ikinci sıraya yerleşti. Thüringen'de oyların yaklaşık %33'ünü alan AfD, burada Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve Sol Parti'nin önüne geçti. Saksonya'da ise CDU birinci olurken, AfD %30'un üzerinde oy oranıyla güçlü ikinci parti konumuna geldi. Bu sonuçlar, II. Dünya Savaşı sonrası Almanya'da aşırı sağın ulaştığı en yüksek seviye olarak yorumlanıyor. AfD'nin yükselişinde, göçmen karşıtı söylemleri, enerji krizi ve ekonomik belirsizlikler etkili oldu. Seçim sonuçları, Başbakan Olaf Scholz'un koalisyon hükümeti için büyük bir darbe niteliğinde. Ana akım partiler, AfD ile koalisyon kurmayı reddetse de, eyalet parlamentosunda temsil edilen aşırı sağ, yasama süreçlerini kilitleyebilir. Avrupa genelinde Fransa, İtalya, Hollanda gibi ülkelerde de aşırı sağ partilerin oy oranlarını artırması, kıtanın siyasi merkezinin sağa kaydığı yönündeki endişeleri güçlendiriyor.
Yemen'de Husi Taarruzu: İran Etkisi ve Bölgesel Gerilim
Yemen'de İran destekli Husi isyancılar, bu hafta başlattıkları şimşek hızındaki askeri harekatla ülkenin büyük bölümünü kontrol altına aldı. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçlerinin desteklediği Yemen hükümeti, stratejik bölgeleri kaybetti. Husiler, başkent Sana'nın yanı sıra kuzeydeki birçok ili ele geçirmiş durumda. Bu ilerleyiş, Yemen'de yıllardır süren iç savaşta dengeyi Husi lehine değiştirirken, Suudi Arabistan ve BAE için büyük bir prestij kaybı anlamına geliyor. Husilerin kullandığı balistik füzeler ve insansız hava araçları, bölgesel güvenliği tehdit ediyor. ABD ve Batılı ülkeler, İran'ın Husilere verdiği desteği artırdığını belirtirken, bu durum Kızıldeniz'deki deniz ticaret yolları için de risk oluşturuyor. Yemen'deki insani kriz ise her geçen gün derinleşiyor; milyonlarca kişi açlık ve sağlık sorunlarıyla boğuşuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Almanya'da AfD'nin yükselişi, Türkiye-AB ilişkileri açısından dikkatle izlenmeli. AfD, Türkiye'nin AB üyeliğine açıkça karşı çıkan ve göçmen karşıtı politikalarıyla bilinen bir parti. Almanya'daki Türk toplumu, aşırı sağın güçlenmesinden endişe duyuyor; zira bu durum, yükselen İslamofobi ve yabancı düşmanlığını beraberinde getirebilir. Öte yandan Yemen'deki Husi ilerleyişi, Türkiye'nin bölgesel istikrar ve deniz ticareti güvenliği açısından önem taşıyor. Kızıldeniz'de artan gerilim, Türk ihracat yollarını olumsuz etkileyebilir. 11 Eylül yıldönümü ise Türkiye'nin terörle mücadeledeki kararlılığını ve uluslararası işbirliğinin önemini bir kez daha gözler önüne seriyor. Türkiye, hem Avrupa'daki siyasi kaymaları hem de Orta Doğu'daki çatışmaları yakından takip ederek diplomatik ve güvenlik stratejilerini buna göre şekillendirmeli.