Yasa koyucular, standart 40 saatlik çalışma haftasını 32 saate indirecek bir yasa teklifini meclise sundu. Teklif, çalışma saatlerinin kısaltılmasının verimlilik ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini yeniden gündeme taşıdı. Dünya genelinde farklı ülkelerde yapılan pilot uygulamalar, dört günlük çalışma haftasının hem olumlu hem de olumsuz yanlarını ortaya koyuyor.
Dört Günlük Çalışma Haftasının Arka Planı
İlk kez 2015-2019 yılları arasında İzlanda'da Reykjavik Şehir Konseyi ve ulusal hükümet tarafından yürütülen denemelerde, haftalık çalışma süresi 35-36 saate düşürüldü. 2.500'den fazla çalışanın katıldığı bu denemelerde, iş verimliliğinin arttığı, stres ve tükenmişlik seviyelerinin azaldığı, iş-yaşam dengesinin iyileştiği gözlemlendi. İzlanda deneyimi, dünyada dört günlük çalışma haftası tartışmalarının fitilini ateşledi.
2022 yılında Birleşik Krallık'ta 61 şirketin katıldığı altı aylık pilot uygulamada, çalışanlar haftada dört gün çalışırken maaşlarında herhangi bir kesinti yapılmadı. Program sonunda şirketlerin %92'si dört günlük haftayı kalıcı hale getirmeyi planladığını açıkladı. Katılımcıların %71'i tükenmişlik belirtilerinde azalma bildirdi. 2023'te Almanya'da 45 şirketin katıldığı benzer bir pilotta, çalışanların %73'ü daha az stres yaşadığını ve %63'ü işe daha motive geldiğini söyledi.
İspanya'da 2021'de başlatılan ve KOBİ'leri kapsayan pilot program ise beklenen etkiyi yaratmadı. Hükümet destekli programda, bazı işletmeler artan maliyetler ve müşteri taleplerindeki dalgalanmalar nedeniyle eski düzene dönmek zorunda kaldı. Japonya'da Microsoft'un 2019'da denediği dört günlük hafta, verimliliği %40 artırdı; ancak kültürel olarak uzun mesai saatlerine alışkın Japon iş dünyasında model yaygınlaşamadı. Yeni Zelanda'da Perpetual Guardian şirketinin 2018'deki denemesi, çalışan bağlılığını %24 artırdı ve şirket modeli kalıcı olarak benimsedi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Dört günlük çalışma haftası tartışması yalnızca gelişmiş Batı ülkeleriyle sınırlı değil. Güney Afrika, Brezilya ve Hindistan'da da çeşitli sektörlerde pilot uygulamalar başlatıldı. Avrupa Birliği Komisyonu, 2023'te yayımladığı bir raporda, üye ülkelere çalışma sürelerinin esnekleştirilmesi çağrısında bulundu. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), haftalık çalışma süresinin kısaltılmasının ekonomik büyüme üzerinde olumsuz etkisi olmadığını, hatta bazı sektörlerde verimliliği artırdığını belirtti.
Ancak işveren örgütleri, özellikle imalat ve hizmet sektörlerinde sürekli vardiya gerektiren işlerde dört günlük haftanın uygulanmasının zor olduğunu savunuyor. Küçük ve orta ölçekli işletmeler, ek personel istihdamı ve vardiya düzenlemeleri nedeniyle maliyetlerin artacağı endişesini taşıyor. Sendikalar ise çalışma saatlerinin kısaltılmasının işçi sağlığı ve üretkenlik açısından olumlu olduğunu, teknolojik ilerlemenin bu dönüşümü mümkün kıldığını vurguluyor.
Türkiye'de de zaman zaman gündeme gelen dört günlük çalışma haftası, pandemi sonrası uzaktan çalışma düzenlemeleriyle birlikte tartışılmaya başlandı. Ancak Türkiye'de kayıt dışı istihdamın yüksekliği ve çalışma saatlerine ilişkin denetim eksikliği, böyle bir modelin hayata geçirilmesini zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, genç ve dinamik işgücüne sahip olmakla birlikte, uzun çalışma saatleri ve düşük verimlilik sorunuyla karşı karşıya. Haftalık 32 saatlik mesai, Türkiye'nin ihracat odaklı ekonomik modelinde kısa vadede maliyet artışı yaratabilir. Ancak nitelikli işgücünü elde tutmak ve iş-yaşam dengesini iyileştirmek için uzun vadede cazip bir seçenek olabilir. Avrupa Birliği ile ticari ilişkileri göz önüne alındığında, AB'de yaygınlaşacak bir dört günlük çalışma modeli, Türk şirketleri için uyum baskısı oluşturabilir. Ayrıca, kayıt dışı ekonominin yaygın olduğu sektörlerde denetim mekanizmaları güçlendirilmeden böyle bir reformun uygulanması güç görünüyor.