Lübnan’ın güneyi, on yıllardır süren çatışmalar ve işgallerin gölgesinde, sadece fiziksel değil, aynı zamanda kültürel bir yıkımla da karşı karşıya. Bölgenin hafızasını canlı tutmak isteyen bir grup sanatçı, fotoğraf, belgesel ve yerleştirme çalışmalarıyla Güney Lübnan’ın hikâyelerini kayıt altına alıyor. Middle East Eye’ın haberine göre, bu çaba, savaşın sildiği köylerin, kaybolan geleneklerin ve unutulmaya yüz tutmuş dilsel çeşitliliğin izini sürüyor.
Silinmeye karşı direniş: Sanatın hafıza inşası
Sanatçılar için bu çalışma, bir tür “arşivsel direniş” anlamına geliyor. Bölgedeki köylerin büyük bir kısmı 1948 ve 1967 savaşları sırasında yıkıldı; birçoğu da 2006’daki İsrail saldırılarında ağır hasar gördü. Sanatçı Rania Matar, “Bir köyün sadece taşları değil, aynı zamanda anıları da yok oluyor. Biz o anıları görsel bir dil aracılığıyla yeniden canlandırmaya çalışıyoruz” diyor. Matar’ın ‘Kayıp Evler’ serisi, eski sakinlerin anlattıklarına dayanarak harap olmuş yapıları hayali bir şekilde yeniden inşa ediyor.
Bir diğer önemli proje ise, genç fotoğrafçı Ali Hac’ın ‘Sınırın Öteki Yüzü’ başlıklı çalışması. Hac, İsrail sınırına yakın köylerde yaşayan ailelerin gündelik yaşamını belgeliyor. “Sınır sadece bir çizgi değil, bir yaşam biçimi” diyen Hac, insanların bu coğrafyada nasıl ayakta kaldığını göstermeyi amaçlıyor. Proje kapsamında 50’den fazla aileyle röportaj yapılmış.
Bölgesel ve küresel boyut: Kültürel mirasın jeopolitiği
Güney Lübnan’ın kültürel mirasını koruma çabası, sadece sanatsal bir eylem değil, aynı zamanda siyasi bir duruş. Bölge, uzun yıllar İsrail işgali altında kaldı; Hizbullah’ın etkisiyle de uluslararası gündemde sıkça tartışıldı. Ancak çatışmaların gölgesinde kalan kültürel doku, çoğu zaman göz ardı edildi. Sanatçılar, bu dokuyu öne çıkararak bölgenin sadece bir savaş alanı değil, zengin bir kültürel mozaik olduğunu hatırlatmayı hedefliyor. Unesco’nun Dünya Mirası listesinde yer alan Sur kenti gibi yerler korunurken, kırsal alanlardaki yüzlerce tarihi yapı kaderine terk edilmiş durumda.
Sanatçıların çalışmaları, uluslararası sergilerde de yer buluyor. 2023’te Beyrut’ta açılan “Silinmeyen İzler” sergisi, Londra ve Paris’te de gösterildi. Bu sergiler, izleyicilere bölgenin geçmişine dair somut bir bağ sunarken, günümüzdeki insani krize de dikkat çekiyor. Suriyeli mültecilerin yoğun olarak yaşadığı bölge, aynı zamanda yeni bir kültürel çeşitliliğe ev sahipliği yapıyor; bu da sanatçıların belgeleme çalışmalarına farklı bir boyut ekliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Lübnan’ın kültürel mirasını koruma çabaları, doğrudan Türkiye’yi ilgilendiren bir konu olmasa da, bölgesel istikrar ve kültürel diplomasi açısından önem taşıyor. Türkiye, Ortadoğu’da kültürel mirasın korunmasına yönelik projelere destek veren ülkeler arasında yer alıyor. Özellikle TİKA aracılığıyla Filistin ve Suriye’de benzer çalışmalar yürüten Türkiye’nin, Lübnan’daki bu sanatsal girişimlerle iş birliği yapması, bölgesel yumuşak gücünü artırabilir. Ayrıca, Güney Lübnan’daki Hizbullah varlığının Türkiye’nin bölge politikasıyla bağlantılı olması, kültürel boyutun göz ardı edilmemesi gerektiğini gösteriyor. Sanatın birleştirici gücü, Türkiye’nin bölge ülkeleriyle diyaloğunu güçlendirecek bir araç olarak değerlendirilebilir.