Birleşmiş Milletler, 20 yıl önce Lübnan'daki geçici barış gücü UNIFIL'in görev tanımını genişleterek İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkesin izlenmesini de kapsayacak şekilde düzenledi. Bu karar, İran destekli Hizbullah'ın 1982'de İkinci İsrail işgaline karşı kurulmasının ardından bölgede tesis edilen kırılgan dengenin uluslararası bir güvenceye bağlanması anlamına geliyordu. Ancak aradan geçen yirmi yılda ne bu denklem ne de sınırlar aynı kaldı. Bugün Güney Lübnan, yalnızca İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmaların değil, aynı zamanda bölgesel güç mücadelelerinin ve uluslararası hukukun sınandığı bir alan haline geldi.
UNIFIL Genişletilmiş Görev Tanımı ve Tarihsel Arka Plan
Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL), ilk olarak 1978'de İsrail'in Lübnan'ı işgal etmesinin ardından kuruldu. 2000 yılında İsrail'in Güney Lübnan'dan çekilmesiyle birlikte görev alanı yeniden tanımlandı. 2006'daki İkinci Lübnan Savaşı sonrasında ise BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararıyla UNIFIL'in yetkileri genişletildi ve gücü artırıldı. Bu karar, 20 yıl önce atılan adımın en somut yansımasıydı: artık UNIFIL yalnızca bölgede istikrarı gözlemlemekle kalmayacak, aynı zamanda İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkesin uygulanmasını da denetleyecekti.
1701 sayılı karar, aynı zamanda Litani Nehri'nin güneyinde Hizbullah dahil tüm silahlı grupların silahsızlandırılmasını ve Lübnan ordusunun bölgeye konuşlandırılmasını öngörüyordu. Bu hükümler, yıllar boyunca tam anlamıyla uygulanamadı. Hizbullah, İsrail'in güvenlik endişelerine rağmen silahlı varlığını korudu ve zaman zaman sınır ihlalleriyle gündeme geldi. İsrail ise Hizbullah'ın silahlanmasını ve İran'la olan bağlarını kendi ulusal güvenliğine yönelik bir tehdit olarak görmeye devam etti.
UNIFIL'in görev süresi her yıl BM Güvenlik Konseyi tarafından yenileniyor. Son yıllarda bu yenileme süreçleri, özellikle ABD ve İsrail'in UNIFIL'e yönelik eleştirileri nedeniyle tartışmalı geçiyor. İsrail, UNIFIL'in Hizbullah'ın faaliyetlerini engellemede yetersiz kaldığını savunurken, Lübnan ve Hizbullah ise UNIFIL'i İsrail lehine hareket etmekle suçluyor. Bu karşılıklı suçlamalar, barış gücünün etkinliğini ve tarafsızlığını sorgulatıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Güçler Dengesi ve Yeni Hatlar
Güney Lübnan'daki mevcut durum, yalnızca İsrail ile Hizbullah arasındaki bir çatışma değil; aynı zamanda İran, Suriye, Rusya ve ABD gibi küresel ve bölgesel aktörlerin dahil olduğu çok katmanlı bir güç mücadelesinin sahnesi. İran, Hizbullah üzerinden Lübnan'da nüfuzunu artırırken, İsrail bu nüfuzu kendi kuzey sınırları için doğrudan bir tehdit olarak algılıyor. Son yıllarda İsrail'in Suriye ve Lübnan'da İran bağlantılı hedeflere yönelik hava saldırıları, bu gerilimin somut göstergeleri arasında.
Öte yandan Rusya'nın Suriye'deki askeri varlığı ve Akdeniz'de artan etkinliği, Doğu Akdeniz'deki dengeleri daha da karmaşık hale getiriyor. ABD ise İsrail'in güvenliğini öncelikli tutarken, aynı zamanda Lübnan ordusuna verdiği destekle ülkedeki istikrarı korumaya çalışıyor. Ancak Lübnan'daki ekonomik çöküş ve siyasi istikrarsızlık, bu çabaları zorlaştırıyor. 2020'deki Beyrut Limanı patlaması ve ardından yaşanan ekonomik kriz, ülkeyi derin bir çıkmaza sürükledi. Lübnan ordusu, maaşları ödeyemez ve ekipmanını modernize edemez durumda.
Bu ortamda Güney Lübnan'da "yeni hatlar" ifadesi, sadece fiziksel sınır çizgilerini değil, aynı zamanda siyasi ve askeri nüfuz alanlarını da tanımlıyor. Hizbullah, İsrail'in kuzeyinde caydırıcılık oluşturmak için roket kapasitesini artırdı; İsrail ise demir kubbe ve diğer hava savunma sistemleriyle yanıt veriyor. Karşılıklı caydırıcılık, zaman zaman kırılgan bir denge sağlasa da, her iki taraf da yeni bir savaşa hazırlanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Lübnan'daki gelişmeler, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Orta Doğu politikalarını doğrudan etkiliyor. Hizbullah'ın İran ile olan bağlantısı ve İsrail ile artan gerilim, Türkiye'nin bölgedeki denge politikasını zorlaştırıyor. Ankara, bir yandan Lübnan'ın istikrarını ve toprak bütünlüğünü desteklerken, diğer yandan İsrail ile ilişkilerini normalleştirme çabasında. Olası bir İsrail-Hizbullah çatışması, Türkiye'nin enerji güvenliğini ve Doğu Akdeniz'deki gaz arama faaliyetlerini riske atabilir. Ayrıca, Suriye üzerinden gelebilecek yeni bir mülteci dalgası ve Lübnan'daki istikrarsızlığın yayılma riski, Türkiye'nin güvenlik kaygılarını artırıyor. Bu nedenle Türkiye, diplomatik kanalları kullanarak gerilimin düşürülmesi ve UNIFIL'in etkinliğinin artırılması yönünde çaba göstermeli.