Güney Koreli işçiler, Eylül 2025'te ABD'nin Georgia eyaletindeki Hyundai Motor fabrikasına düzenlenen baskında gözaltına alınmalarının ardından Trump yönetimine karşı hukuki ve siyasi bir mücadele başlattı. İşçiler, gözaltı koşullarının ağırlığını ve Trump'ın sert göçmen politikalarını gerekçe göstererek ABD hükümetine dava açtı. Olay, ABD ile Güney Kore arasında diplomatik gerilime yol açarken, uluslararası yatırımcıların ABD'deki güvenliği konusunda soru işaretleri oluşturdu.
Baskının Arka Planı ve Gözaltılar
Eylül 2025'te ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) yetkilileri, Georgia'daki Hyundai Motor fabrikasına ani bir baskın düzenledi. Baskında, çoğu Güney Kore vatandaşı olan çok sayıda işçi gözaltına alındı. İşçiler, vize ihlali ve yasadışı çalışma gerekçesiyle suçlandı. Ancak Güney Koreli yetkililer, işçilerin büyük çoğunluğunun geçerli çalışma vizesine sahip olduğunu ve gözaltıların hukuka aykırı olduğunu savundu.
Gözaltına alınan işçiler, bir haftadan fazla süreyle gözaltında tutuldu. İşçiler, gözaltı merkezlerindeki kötü koşulları, yetersiz sağlık hizmetlerini ve tercüman eksikliğini dile getirdi. Bazı işçiler, sorgu sırasında kötü muameleye maruz kaldıklarını iddia etti. Olay, Güney Kore kamuoyunda büyük yankı uyandırdı ve Seul yönetimi Washington'a resmi tepki gösterdi.
Trump Yönetimine Karşı Hukuki Mücadele
Gözaltından serbest bırakılan işçiler, avukatları aracılığıyla ABD federal mahkemelerinde dava açtı. Dava dilekçesinde, gözaltıların anayasal hakları ihlal ettiği, işçilerin keyfi olarak alıkonulduğu ve Trump yönetiminin göçmen karşıtı politikalarının hedefi haline getirildiği belirtildi. İşçiler, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunuyor.
Ayrıca işçiler, Hyundai Motor'un da sorumluluğunu sorguluyor. Şirketin, çalışanlarına yeterli hukuki destek sağlamadığı ve baskın sırasında işçileri yalnız bıraktığı iddia ediliyor. Hyundai yönetimi ise suçlamaları reddederek, tüm çalışanlarının yasal haklarına saygı duyduğunu açıkladı.
Güney Kore hükümeti, işçilerin haklarını savunmak için ABD'li yetkililerle temaslarını sürdürüyor. Dışişleri Bakanlığı, ABD'den gözaltı süreçlerine ilişkin resmi bir açıklama beklediklerini ve olayın iki ülke ilişkilerini olumsuz etkileyebileceğini bildirdi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu olay, ABD'nin müttefikleriyle olan ekonomik ve diplomatik ilişkilerinde giderek artan bir gerilimin parçası olarak görülüyor. Trump yönetiminin göçmenlik politikaları, yalnızca Güney Kore değil, aynı zamanda Japonya, Tayvan ve Avrupa ülkeleri tarafından da endişeyle izleniyor. ABD'de yatırım yapan yabancı şirketler, çalışanlarının güvenliği konusunda tereddüt yaşamaya başladı.
Güney Kore, ABD'nin Asya-Pasifik stratejisinde kilit bir müttefik. Ancak son dönemde ticaret anlaşmazlıkları, savunma harcamaları ve Kuzey Kore politikası gibi konularda iki ülke arasında görüş ayrılıkları var. Georgia baskını, bu gerilimin somut bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Olay, aynı zamanda ABD'nin iç politikasında göçmenlik konusunun ne kadar kutuplaştırıcı olduğunu gösteriyor.
Uluslararası hukuk uzmanları, gözaltıların ABD'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere aykırı olabileceğini belirtiyor. Özellikle Viyana Konsolosluk İlişkileri Sözleşmesi kapsamında, gözaltına alınan yabancı uyrukluların konsolosluklarına bilgi verilmesi gerekiyor. İşçilerin avukatları, bu hakkın ihlal edildiğini öne sürüyor.
Öte yandan, olayın ekonomik etkileri de merak konusu. Hyundai, ABD'de büyük yatırımları olan bir şirket. Georgia'daki fabrika, binlerce kişiye istihdam sağlıyor. Baskın sonrası fabrikada üretim kısa süreliğine durdu. Uzun vadede, bu tür olayların yabancı yatırımları caydırabileceği belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Georgia'daki Hyundai fabrikasına yapılan baskın ve sonrasında yaşanan hukuki mücadele, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren bir gelişme olmasa da, ABD'nin müttefiklerine yönelik tutumu ve göçmen politikaları açısından önemli dersler içeriyor. Türkiye, ABD ile ilişkilerinde zaman zaman benzer gerilimler yaşıyor; özellikle vize işlemleri, savunma alımları ve yaptırımlar konusunda. Bu olay, ABD'nin iç hukuk uygulamalarının yabancı yatırımcılar ve çalışanlar için ne kadar öngörülemez olabileceğini gösteriyor. Türk şirketleri, ABD'deki yatırımlarında çalışanlarının hukuki güvenliğini daha dikkatli değerlendirmeli. Ayrıca, Türkiye'nin ABD ile yaşadığı S-400 ve F-35 krizlerinde olduğu gibi, müttefiklik ilişkilerinin tek taraflı adımlarla zedelenebileceği bir kez daha ortaya çıkıyor.