Güney Afrika'nın Durban kentinde, yabancı düşmanlığının tırmanmasıyla birlikte Malawili John Allen, bir çantaya birkaç parça kıyafet attı, Güney Afrikalı kız arkadaşı ve bir yaşındaki oğullarına veda etti ve ülkeden ayrılmak üzere bir otobüse binmek için yola çıktı. Allen'ın hikayesi, ülkede artan anti-göçmen duygularının somut bir yansıması. Haziran ayı sonunda yaşanan bu olay, binlerce göçmenin benzer bir kaderle karşı karşıya kaldığı bir sürecin parçası. Güney Afrika hükümeti, yasadışı göçmenlere yönelik bir süre tanımış olsa da, bu durum aileleri parçalıyor ve toplumsal gerilimi artırıyor.
Gelişmenin arka planı: Operasyon Dudula ve artan gerilim
Güney Afrika'da yabancı düşmanlığı son yıllarda ciddi bir ivme kazandı. Özellikle 2022'de ortaya çıkan ve hızla yayılan "Operasyon Dudula" adlı sivil toplum hareketi, yasadışı göçmenlerin ülkeden çıkarılmasını hedefliyor. Hareketin liderleri, göçmenleri iş fırsatlarını çalmak ve suç oranlarını artırmakla suçluyor. Bu söylem, işsizlik oranının yüzde 30'un üzerinde olduğu ülkede geniş kitlelerde karşılık buluyor.
Güney Afrika hükümeti, artan bu baskıya yanıt olarak Haziran 2023'te yasadışı göçmenler için bir çıkış süresi belirledi. Sürenin dolmasıyla birlikte John Allen gibi binlerce göçmen, çoğunlukla Malawi, Zimbabve ve Mozambik'ten gelenler, ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Allen, "Burada doğdum sayılır, 10 yıldır çalışıyorum, vergi ödüyorum. Ama şimdi gitmem isteniyor. Ailemi geride bırakmak çok zor" diyor. Göçmenler, genellikle Güney Afrika'nın inşaat, tarım ve hizmet sektörlerinde düşük ücretli işlerde çalışıyor.
Hükümetin bu politikası, insan hakları örgütlerinin tepkisini çekiyor. Uluslararası Af Örgütü, sürecin zorla sınır dışı etmeye dönüşmemesi için çağrıda bulunurken, Birleşmiş Milletler de endişelerini dile getiriyor. Ancak yerel halkın büyük bir kısmı, bu adımları destekliyor. Johannesburg'da bir işçi, "Kendi halkımız işsizken, yabancıların gelip çalışması haksızlık" ifadelerini kullanıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Güney Afrika'nın göçmen krizi
Güney Afrika, Sahra Altı Afrika'nın en büyük ekonomisi olarak bölgedeki göçmenler için cazip bir hedef. Ülkede yaklaşık 2-4 milyon arasında yasadışı göçmen bulunduğu tahmin ediliyor. Bu durum, Güney Afrika'nın komşu ülkelerle ilişkilerini de geriyor. Özellikle Malawi, Zimbabve ve Mozambik, vatandaşlarının sınır dışı edilmesine tepki gösteriyor. Bölgesel kalkınma topluluğu SADC, konuyu gündemine alırken, ortak bir göç politikası oluşturma çabaları sürüyor.
Küresel ölçekte, bu olay gelişmekte olan ülkelerdeki göçmen karşıtlığının bir örneği olarak değerlendiriliyor. Dünya genelinde yükselen milliyetçilik ve popülizm, benzer politikaları tetikliyor. Ekonomik krizler, pandemi sonrası toparlanma ve artan eşitsizlik, yerel halkın göçmenlere yönelik tepkisini körüklüyor. Güney Afrika vakası, ekonomi ve kimlik siyasetinin iç içe geçtiği bir tablo sunuyor.
Öte yandan, göçmenlerin ülkeye katkıları da göz ardı edilemez. Birçok çalışma, göçmenlerin vergi mükellefi olduğunu, iş yarattığını ve ekonomik büyümeye katkıda bulunduğunu gösteriyor. Ancak bu argümanlar, işsizlik ve suç mağduru olan halk nezdinde yeterince karşılık bulmuyor. Göçmen dernekleri, hükümete daha insancıl bir politika çağrısı yaparken, ayrımcılığın son bulmasını istiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Afrika'daki göçmen karşıtı politikalar, Türkiye'nin de benzer bir göç yüküyle karşı karşıya olduğu bir dönemde yaşanıyor. Türkiye, Suriye başta olmak üzere milyonlarca mülteciyi ağırlarken, zaman zaman toplumsal gerilimler ve göçmen karşıtı söylemler yükseliyor. Bu gelişmeler, Türkiye'nin göç yönetimi politikalarına dair önemli dersler içeriyor. Güney Afrika örneği, ekonomik zorlukların göçmen karşıtlığını nasıl körükleyebileceğini gösterirken, Türkiye'nin bu konuda dengeleyici bir politika izlemesi gerektiğine işaret ediyor. Ayrıca, Afrika Boynuzu ve Güney Afrika ile ticari ilişkiler geliştiren Türkiye için, bölgedeki istikrar önem arz ediyor. Göçmen krizleri, sadece insani değil, aynı zamanda diplomatik ve ekonomik sonuçlar da doğurabilir.