Güney Afrika'da 9 Ağustos'ta kutlanan Ulusal Kadınlar Günü, bu yıl 70. yıl dönümüne ulaştı. 1956'da 20 bin kadının Pretoria'daki Birlik Binaları'na yürüyerek apartheid döneminin kadınları hedef alan yasa tasarısını protesto etmesi, ülkenin kadın hakları tarihinde bir dönüm noktası oldu. Ancak yarım asrı aşkın süredir elde edilen kazanımlara rağmen, milyonlarca Güney Afrikalı kadın hâlâ ekonomik ve sosyal eşitlikten yoksun.
1956 Yürüyüşü: Tarihi Bir Mücadele
9 Ağustos 1956'da, apartheid rejiminin siyah kadınlara yönelik "pas yasaları"nı (kimlik taşıma zorunluluğu) protesto etmek için bir araya gelen kadınlar, dönemin Başbakanı Johannes Strijdom'un ofisine yürüdü. Eylem, kadınların siyasi bilincinin ve örgütlenme gücünün sembolü haline geldi. Yürüyüşün liderleri arasında Lilian Ngoyi, Helen Joseph, Rahima Moosa ve Sophia Williams-De Bruyn gibi isimler yer alıyordu. Kadınlar, "Şimdi dokunuyorsun, bir kadına dokundun, bir kayaya dokundun" sloganıyla tarihe geçtiler.
Bu yürüyüş, Güney Afrika'da kadın hareketinin miladı olarak kabul edilir. Ardından gelen yıllarda, kadınların siyasi katılımı ve hak mücadelesi ivme kazandı. 1994'te apartheid'in sona ermesi ve Nelson Mandela'nın ilk demokratik seçimleri kazanmasıyla birlikte, yeni anayasa cinsiyet eşitliğini güvence altına aldı. Bugün Güney Afrika Parlamentosu'nda kadınların oranı %46 ile dünya ortalamasının üzerinde.
Eşitsizlikler Derinleşiyor
Ancak siyasi temsildeki ilerlemeye rağmen, ekonomik ve sosyal göstergelerde cinsiyet eşitsizliği hâlâ belirgin. Dünya Ekonomik Forumu'nun 2024 Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu'na göre, Güney Afrika 146 ülke arasında 87. sırada yer alıyor. Kadınların iş gücüne katılım oranı erkeklerin gerisinde kalırken, cinsiyete dayalı ücret farkı %30'un üzerinde. Kırsal bölgelerde yaşayan kadınlar, toprak mülkiyeti ve finansal hizmetlere erişimde ciddi engellerle karşılaşıyor.
Kadına yönelik şiddet ise ulusal bir kriz boyutunda. Güney Afrika polisi, her 20 dakikada bir bir kadının cinsel saldırıya uğradığını rapor ediyor. 2023 yılında işlenen 52 binden fazla cinsel saldırı vakası kayıtlara geçti. Sivil toplum örgütleri, hükümetin bu konudaki çabalarını yetersiz buluyor. Kadın hakları aktivisti Nkosazana Dlamini-Zuma, "Kadın günü kutlamalarının ötesine geçip kadınlara gerçek güvenlik ve ekonomik bağımsızlık sağlamalıyız" diyor.
Bölgesel ve Küresel Bağlam
Güney Afrika'daki kadın hareketi, kıta genelinde de ilham kaynağı olmayı sürdürüyor. Afrika Birliği'nin 2063 Gündemi kapsamında toplumsal cinsiyet eşitliği öncelikli hedefler arasında yer alıyor. Ancak kıta genelinde kadınların parlamentolardaki oranı ortalama %25 seviyelerinde.
Küresel ölçekte ise 1995'te kabul edilen Pekin Deklarasyonu'nun 30. yıl dönümü yaklaşırken, dünya genelinde kadın hakları konusunda geri adımlar yaşanıyor. Afganistan'da Taliban yönetiminin kadınları kamusal yaşamdan dışlaması, İran'daki protestolar ve birçok ülkede üreme haklarına yönelik kısıtlamalar, kadın mücadelesinin evrensel olduğunu gösteriyor. Güney Afrika'nın 70 yıllık deneyimi, toplumsal cinsiyet eşitliğinin ancak kararlı politikalar ve güçlü sivil toplumla sağlanabileceğini ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Afrika'daki kadın mücadelesi, Türkiye'nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkeler için önemli bir referans noktasıdır. Türkiye, İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararının ardından kadın hakları konusunda uluslararası eleştirilerle karşı karşıya kalmıştır. Güney Afrika'nın anayasal güvenceye aldığı cinsiyet eşitliği ve kadınların siyasi katılımındaki başarı, Türkiye'deki kadın hareketine ilham verebilecek somut örnekler sunmaktadır. Ayrıca, kadınların ekonomik iş gücüne katılımının artırılması ve kadına yönelik şiddetle mücadele, her iki ülkenin de öncelikli gündem maddelerindendir. Bu nedenle, Güney Afrika'nın deneyimlerinden çıkarılacak dersler, Türkiye'deki politika yapıcılar için değerli olabilir.