Güney Afrika Cumhuriyeti, son haftalarda artan yabancı düşmanlığı ve şiddet olaylarıyla yeniden sarsılıyor. Ülkenin çeşitli bölgelerinde, özellikle Gauteng ve KwaZulu-Natal eyaletlerinde, belgeli veya belgesiz göçmenlere yönelik hedef gösteren gruplar faaliyet gösteriyor. Yetkililere göre, sivil toplum örgütleri ve güvenlik birimlerine yansıyan bilgilerde, bir kısım silahlı sivil grubun kapı kapı dolaşarak yabancı uyruklu kişilerden Haziran sonuna kadar ülkeyi terk etmelerini istediği belirtiliyor. RFI’ye konuşan apartheid sonrası dönem uzmanı Cécile Perrot, bu şiddet olaylarının derin sosyoekonomik nedenlere dayandığını söylüyor.
Artan işsizlik ve eşitsizlik göçmenleri hedefe koyuyor
Güney Afrika, dünyanın en yüksek işsizlik oranlarından birine sahip; resmi rakamlara göre işsizlik yüzde 33’ün üzerinde, genç işsizliği ise yüzde 60’lara dayanmış durumda. Bu ekonomik kriz ortamında, özellikle Zimbabve, Mozambik, Malavi ve Somali gibi ülkelerden gelen göçmenler “günah keçisi” olarak görülüyor. Uzman Perrot’a göre, hükümetin temel hizmetleri sunmadaki başarısızlığı ve yolsuzluklar, toplumdaki öfkeyi yabancılara yönlendiriyor. “İnsanlar iş bulamıyor, konut krizi yaşanıyor; oysa yabancıların küçük işletmeler kurduğu ve pazarlarda rekabet ettiği iddia ediliyor. Bu, etnik ayrımcılığı körüklüyor” diyor.
2008 yılında 60’tan fazla kişinin hayatını kaybettiği ksenofobik şiddet dalgasından bu yana, ülke zaman zaman benzer olaylarla karşılaşıyor. 2021 yılında Johannesburg ve Durban’da yaşanan yağma ve şiddet olaylarında da göçmen hedefli saldırılar artmıştı. Şimdiki durumda, WhatsApp grupları ve sosyal medya üzerinden örgütlenen gruplar, “Operasyon Dudula” adı altında yabancıları tehdit ediyor. Dudula, Zulu dilinde “kovmak” anlamına geliyor.
Bölgesel ve uluslararası yansımalar
Güney Afrika’daki göçmen karşıtı hareket, sadece ülke içinde değil, bölgesel olarak da endişe yaratıyor. Güney Afrika Kalkınma Topluluğu (SADC) ülkeleri, özellikle Zimbabve ve Mozambik, vatandaşlarının maruz kaldığı muameleden rahatsızlık duyuyor. Ekonomik zorluklar yüzünden bu ülkelerden Güney Afrika’ya düzenli bir göç akışı var ve bu durum, bölgesel diplomaside hassas bir mesele haline geliyor. Öte yandan, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ve Uluslararası Af Örgütü gibi kuruluşlar, yabancı düşmanlığının hukuki ve insani boyutuna dikkat çekiyor. Güney Afrika Anayasası, belgesiz göçmenler de dahil olmak üzere herkese temel haklar tanıyor; ancak uygulamada polis şiddeti ve keyfi gözaltılar yaygın.
Ekonomik açıdan bakıldığında, göçmenlerin ülke ekonomisine katkıları yadsınamaz. Birçok sektör, özellikle inşaat, perakende ve tarım, yabancı işçilere bağımlı. Buna rağmen, siyasi söylemlerde göçmenler “ekonomik yük” olarak resmediliyor. Yaklaşan 2024 genel seçimleri öncesi, iktidardaki Afrika Ulusal Kongresi (ANC) ve muhalefet partileri, milliyetçi söylemlerle oy avcılığı yapıyor. Bu durum, şiddetin daha da tırmanmasına neden olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Afrika’daki göçmen karşıtı şiddet, Türkiye için dolaylı ama önemli bir uyarı niteliği taşıyor. Türkiye, dünyanın en büyük mülteci nüfusuna ev sahipliği yaparken, son yıllarda benzer yabancı düşmanlığı söylemlerinin arttığına şahit oluyor. Ekonomik kriz dönemlerinde toplumsal huzursuzluğun göçmenlere yönelmesi, Güney Afrika örneğinde olduğu gibi Türkiye için de potansiyel bir risk oluşturuyor. Ayrıca, Türkiye’nin Afrika açılımı kapsamında Güney Afrika ile gelişen ticaret ve yatırım ilişkileri göz önüne alındığında, bölgedeki istikrarsızlık Ankara’nın diplomatik ve ekonomik çıkarlarını olumsuz etkileyebilir. Türkiye’nin, bu tür ksenofobik hareketlerin yayılmasını engellemek için uluslararası platformlarda daha aktif bir rol üstlenmesi ve kendi iç politikasında kapsayıcı söylemleri güçlendirmesi yararlı olacaktır.