Grönland'da 1960'lar ve 1970'ler boyunca İnuit kadınlara zorla doğum kontrolü uygulanmasının, kadın haklarını ihlal ettiği bağımsız uzmanlar tarafından hazırlanan iki rapordan birinde tespit edildi. Ancak raporlar, bu uygulamanın soykırım teşkil edip etmediği konusunda fikir ayrılığına düştü. Bunun üzerine Danimarka hükümeti, mağdurların zararlarının tespiti için bir hakikat komisyonu kurulacağını açıkladı. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, 'Yaşananların tam boyutunu ortaya çıkarmak ve mağdurların sesini duymak için hakikat komisyonu oluşturacağız' dedi.
Gelişmenin Arka Planı
Danimarka hükümeti, geçtiğimiz yıl Grönland'da 1947-1991 yılları arasında yürütülen aile planlaması programları kapsamında Inuit kadınlara rahim içi araç (RİA) takılması uygulamasını araştırmak üzere iki ayrı uzman raporu hazırlatmıştı. İlk rapor, Copenhagen merkezli bir hukuk firması olan Kammeradvokaten tarafından hazırlandı ve uygulamanın, kadınların bilgilendirilmiş onayı alınmadan gerçekleştirildiğini ve 1950'lerden itibaren sistematik bir şekilde yürütüldüğünü belgeledi. Raporda, bu uygulamanın 'insan hakları ihlali' olduğu ancak 'soykırım' olarak nitelendirilemeyeceği sonucuna varıldı.
İkinci rapor ise Grönland hükümeti tarafından görevlendirilen bağımsız bir araştırma ekibi tarafından hazırlandı. Bu ekip, 1960-1975 yılları arasında çoğu reşit olmayan yüzlerce Grönlandlı kız ve kadına, Danimarkalı doktorlar tarafından bilgileri dışında ve hatta ailelerinin de rızası alınmadan RİA takıldığını ortaya koydu. Raporda, bu uygulamanın 'bir etnik grubu yok etme amacı taşıdığı' için soykırım anlamına geldiği ifade edildi.
İki raporun çelişen sonuçları, hem Danimarka hem de Grönland kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Grönland hükümeti Başbakanı Múte B. Egede, soykırım iddiasını destekleyerek, 'Kadınlarımızın bedenleri üzerinde oynanan bu oyun, Danimarka devletinin Grönland'ı asimile etme politikasının bir parçasıydı' dedi. Danimarka hükümeti ise iki rapor arasındaki farklılıkların, tarihsel olayların hukuki nitelendirilmesindeki zorluklardan kaynaklandığını savundu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu skandal, Danimarka'nın Grönland üzerindeki sömürgeci geçmişinin sadece bir örneği olarak görülüyor. Grönland, 1953 yılında Danimarka'nın bir parçası haline gelmeden önce bir koloniydi ve 1979'da iç işlerinde özerklik kazandı. Ancak dış politika ve savunma gibi alanlar hala Kopenhag'ın kontrolünde. Son yıllarda Grönland'da bağımsızlık talepleri artarken, bu tür insan hakları ihlallerinin ortaya çıkması, bağımsızlık yanlılarının elini güçlendiriyor.
Uzmanlar, bu vakayı, dünya genelinde yerli halklara yönelik zorla kısırlaştırma ve doğum kontrolü uygulamalarının (örneğin Kanada ve ABD'de olduğu gibi) bir devamı olarak değerlendiriyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, geçmişte bu tür uygulamaları 'insanlığa karşı suç' olarak nitelendirmişti. Danimarka'nın hakikat komisyonu kurma kararı, uluslararası toplumda olumlu karşılanırken, mağdurların tazmin edilmesi ve bu tür uygulamaların bir daha yaşanmaması için somut adımlar atılması bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu haber, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmemekle birlikte, uluslararası hukukta insan hakları ihlallerinin tespiti ve mağduriyetlerin giderilmesi açısından önemli bir emsal teşkil edebilir. Türkiye, özellikle azınlık hakları ve insan hakları konularında benzer iddialarla karşı karşıya kalabilen bir ülke olarak, bu süreci yakından izlemelidir. Ayrıca, Avrupa Birliği'ne üyelik müzakereleri sürecinde Türkiye'nin insan hakları karnesi sık sık gündeme gelmekte; bu tür hakikat komisyonları ve uzlaşma mekanizmaları, uluslararası toplumun bu konudaki beklentilerini artırmaktadır. Türkiye'nin geçmişe dönük insan hakları ihlalleriyle yüzleşme konusunda attığı adımlar, dış politikada güvenilirlik kazanmasına katkı sağlayabilir.