Birleşmiş Milletler eski Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasındaki diplomatik sürecin ancak her iki tarafın da mevcut stratejileriyle hedeflerine ulaşamadıklarını kabul etmeleri halinde ilerleyebileceğini belirtti. Griffiths, uluslararası bir konferansta yaptığı açıklamada, “Diplomasi, her iki tarafın da ‘kaybettiklerini’ kabul etmelerini gerektirir. Ne ABD ne de İran, şu anki politikalarıyla istediklerini elde edebiliyor. Bu gerçeği kabullenmeden anlamlı bir müzakere mümkün değil” ifadelerini kullandı. Deneyimli diplomat, iki ülke arasındaki gerginliğin yalnızca bölgesel değil, küresel güvenliği de tehdit ettiğini vurguladı.
Yıllardır süren gerginlik ve tıkanan diplomasi
ABD ve İran arasındaki ilişkiler, 1979 İran Devrimi’nden bu yana inişli çıkışlı bir seyir izliyor. Son yıllarda ise 2015 nükleer anlaşmasının (JCPOA) ABD’nin tek taraflı olarak çekilmesiyle çökmesi, Tahran’a yönelik yaptırımların yeniden uygulanması ve İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırması tansiyonu zirveye taşıdı. Joe Biden yönetimi, nükleer anlaşmaya geri dönme sinyali verse de, dolaylı müzakerelerde somut ilerleme kaydedilemedi. İran, yaptırımların tamamen kaldırılmasını ve nükleer programına ilişkin güvence talep ederken; ABD, İran’ın füze programı ve bölgesel faaliyetlerini de masaya getirmek istiyor. Griffiths, bu çıkmazın aşılabilmesi için tarafların mevcut kırmızı çizgilerini esnetmeleri gerektiğini ifade etti.
BM raporlarına göre, İran şu anda yüzde 60’a varan oranlarda uranyum zenginleştiriyor; bu, silah düzeyine oldukça yakın bir seviye. Buna karşın ABD, Basra Körfezi’ndeki askeri varlığını artırmış durumda. İsrail'in de Tahran'a yönelik tehditleri ve son dönemdeki gizemli saldırılar, bölgede geniş çaplı bir çatışma riskini canlı tutuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-İran gerginliği, yalnızca iki ülkeyi değil, tüm Ortadoğu'yu etkiliyor. Yemen'deki iç savaşta İran'ın desteklediği Husiler ile Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon arasındaki çatışmalar, bu gerilimin bir yansıması. Griffiths, Yemen dosyasına da aşina bir isim olarak, bu bağlantıya dikkat çekiyor. Ayrıca İran’ın nükleer programı, İsrail ve Körfez ülkeleri için varoluşsal bir tehdit olarak görülüyor. Küresel enerji piyasaları da her an gerilimin artmasıyla dalgalanmaya hazır. Uzmanlar, herhangi bir askeri çatışmanın petrol fiyatlarını fırlatacağını ve küresel ekonomik durgunluğu tetikleyebileceğini öngörüyor. Bu nedenle, diplomasi kanallarının açık tutulması ve karşılıklı güven artırıcı adımlar atılması hayati önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD ve İran arasındaki gerilimde denge politikası izlemektedir. Ankara, bir yandan NATO müttefiki ABD ile ilişkilerini sürdürürken, diğer yandan İran ile enerji ve ticaret bağlarını korumaya çalışmaktadır. Olası bir ABD-İran çatışması, Türkiye'nin güney sınırlarında istikrarsızlık yaratabilir; ayrıca Suriye ve Irak'taki vekil güçler aracılığıyla terör tehdidini artırabilir. Diplomatik çözüm, Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunu ve ekonomik çıkarlarını koruması açısından kritiktir. Ayrıca, İran'a yönelik yaptırımlar Türk şirketlerini de olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle, Griffiths'in vurguladığı gibi tarafların kaybettiklerini kabullenerek masaya oturması, Türkiye için de istikrar vaat etmektedir.