Goldman Sachs Group Inc. stratejistlerinden Ben Snider, ABD'li şirketlerin rekor seviyedeki kâr artışlarının sağlam bir ekonomik görünüm ve yapay zeka (AI) kaynaklı yatırım dalgasıyla desteklendiğini belirterek, piyasalarda konuşulan "kâr balonu" endişelerinin yersiz olduğunu savundu. Snider'a göre, kurumsal kârlılıktaki güçlü seyir spekülatif bir köpükten değil, reel ekonomik temellerden kaynaklanıyor.
Kâr artışının arkasında ne var?
Snider, son çeyreklerde açıklanan bilançoların beklentilerin üzerinde geldiğini hatırlatarak, bunun arkasında iki ana itici gücün bulunduğunu ifade etti: İlki, ABD ekonomisinin beklenenden daha dirençli çıkması ve tüketici harcamalarının güçlü kalması. İkincisi ise, özellikle teknoloji ve iletişim sektörlerinde yapay zekâ yatırımlarının şirket kârlılığını artırması.
Goldman Sachs analizlerine göre, S&P 500 şirketlerinin kâr marjları tarihsel ortalamaların üzerinde seyrediyor ve bu durum sadece birkaç dev teknoloji şirketiyle sınırlı değil; sanayi, finans ve sağlık gibi sektörlerde de kârlılık iyileşiyor. Snider, "Piyasa, kâr büyümesinin sürdürülemez olduğunu düşünüyor olabilir, ancak veriler aksini gösteriyor" dedi.
Yapay zeka faktörü
Yapay zekâ, şirketlerin verimlilik artışı yoluyla maliyetleri düşürmesine ve yeni gelir kapıları yaratmasına olanak tanıyor. Goldman'a göre, AI yatırımları henüz erken aşamada ve etkisi önümüzdeki yıllarda daha belirgin hale gelecek. Bu da kâr artışının geçici bir dalga değil, yapısal bir dönüşüm olduğunu gösteriyor.
Ancak bazı analistler, AI hisselerinde aşırı değerleme olduğu ve kâr beklentilerinin gerçekçi olmadığı uyarısında bulunuyor. Snider bu görüşe karşı çıkarak, "Kâr balonu" ifadesinin 2000'lerdeki dot-com balonundan farklı olduğunu, o dönemde şirketlerin kârı olmadığını, bugün ise güçlü nakit akışı ve kârlılık olduğunu vurguladı.
Küresel piyasalara etkisi
ABD'li şirketlerin kârlılığı, küresel hisse senedi piyasaları için kritik önem taşıyor. S&P 500'ün yükselişi, dünya genelinde risk iştahını besliyor. Eğer kâr artışı sürdürülebilirse, bu durum gelişmekte olan piyasalar da dahil olmak üzere küresel ekonomik büyümeye katkı sağlayabilir.
Öte yandan, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) para politikası belirsizliği ve jeopolitik riskler, kâr projeksiyonları üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturabilir. Snider, Fed'in faiz indirimlerinin şirket borçlanma maliyetlerini düşürerek kârlılığı destekleyeceğini ancak zamanlamanın önemli olduğunu belirtti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'li şirketlerin kâr artışının sürdürülebilir olduğu yönündeki bu değerlendirme, küresel risk iştahı üzerinden Türkiye'yi de etkiliyor. Güçlü ABD ekonomisi, Türkiye'nin ihracat pazarlarından biri olan ABD'ye olan talebi canlı tutabilir. Ayrıca, küresel hisse senedi piyasalarındaki olumlu hava, Borsa İstanbul'a yabancı yatırımcı ilgisini artırabilir. Ancak Fed'in faiz politikası ve doların seyri, Türkiye'nin dış finansman koşullarını belirleyecek. Kâr balonu endişelerinin yersiz olduğu tezi, gelişmekte olan piyasalara yönelik sermaye akışlarını destekleyebilir; bu da TL varlıklar için kısa vadede olumlu bir faktör olabilir.