Gine-Bissau'da düzenlenen referandumda halk, başkanlık yetkilerini önemli ölçüde artıran yeni anayasayı kabul etti. Aralık ayında yapılması planlanan genel seçimler öncesinde gelen bu karar, ülkenin siyasi yapısında köklü bir değişikliğe işaret ediyor. Yeni anayasa, parlamentodaki sandalye sayısını azaltırken, cumhurbaşkanı adayları için yeni kurallar getiriyor. Bu gelişme, ülkede yıllardır süren siyasi istikrarsızlığa son verme umutlarını güçlendirdiği gibi, muhalefet çevrelerinde endişeyle karşılanıyor.
Referandum sonuçları ve yeni anayasanın içeriği
Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen referandumda, kayıtlı seçmenlerin yaklaşık %72'sinin katıldığı bildirildi. Resmi sonuçlara göre, oyların büyük bir çoğunluğu (%95) yeni anayasaya evet yönünde oldu. Böylece, ülke tarihinde ilk kez 1973'ten bu yana yürürlükte olan anayasa kapsamlı bir şekilde değiştirilmiş oldu. Yeni anayasa, cumhurbaşkanına parlamentoyu feshetme, başbakanı atama ve görevden alma konularında daha geniş yetkiler tanıyor. Ayrıca, cumhurbaşkanının görev süresi de beş yıldan altı yıla çıkarıldı ve bir kişinin en fazla iki dönem görev yapabileceği hükme bağlandı.
Parlamento kanadında ise, Ulusal Halk Meclisi'nin sandalye sayısı 102'den 85'e düşürüldü. Bu değişiklikle, siyasi partilerin meclise girebilmesi için %5'lik ulusal seçim barajını aşmaları gerekiyor. Adaylık kuralları da sıkılaştırıldı; cumhurbaşkanı adaylarının en az 10 bin imza toplaması ve seçimlere bağımsız aday olarak katılabilmesinin önü açıldı. Ayrıca, adayların lise mezunu olması ve seçimden önceki beş yıl boyunca ülkede ikamet etmesi gibi şartlar getirildi.
Geçici Devlet Başkanı Umaro Sissoco Embaló, referandum sonuçlarının ardından yaptığı açıklamada, “Bu, Gine-Bissau için tarihi bir andır. Yeni anayasa, ülkemizin uzun yıllardır ihtiyaç duyduğu istikrarı ve güçlü yönetimi sağlayacaktır” dedi. Embaló, Aralık ayında yapılacak seçimlerde aday olacağını da doğruladı.
Siyasi tepkiler ve bölgesel etkiler
Yeni anayasaya yönelik tepkiler ülke içinde farklılık gösteriyor. İktidar yanlısı gruplar, anayasanın ülkeyi uzun süredir felç eden siyasi krizlere çözüm olacağını savunurken, muhalefet partileri bu değişikliğin otoriterleşmeye yol açacağı uyarısında bulunuyor. Muhalefetteki Afrika Bağımsızlık Partisi (PAIGC) yetkilileri, referandumun şeffaf koşullarda yapılmadığını ve yeni anayasanın “tek adam yönetimini” pekiştireceğini öne sürüyor.
Bölgesel düzeyde, Batı Afrika ülkeleri ve Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) gelişmeyi yakından izliyor. Gine-Bissau, uzun yıllardır askeri darbelerin ve siyasi istikrarsızlığın pençesinde. Bu durum, ülkenin ekonomik kalkınmasını olumsuz etkilerken, bölgedeki uyuşturucu kaçakçılığı gibi suçlarla mücadeleyi de zayıflatıyor. Yeni anayasa, uluslararası toplumun da dikkatini ülkeye çekmiş durumda. Bazı uluslararası gözlemciler, anayasanın geniş yetkilerinin denge ve denetleme mekanizmaları açısından riskler barındırdığını dile getiriyor.
Uzmanlar, bu anayasal değişikliğin başarıya ulaşmasının büyük ölçüde Aralık seçimlerinin barışçıl ve şeffaf geçmesine bağlı olduğunu vurguluyor. Seçimlerin zamanında yapılması, ülkenin demokratikleşme süreci açısından kritik önem taşıyor. Aksi halde, yeni anayasa mevcut krizleri derinleştirebilir ve bölgesel güvenliği tehdit edebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gine-Bissau'daki anayasa değişikliği, Türkiye'nin Afrika açılımı politikası bağlamında değerlendirilebilir. Türkiye, son yıllarda Batı Afrika ülkeleriyle ekonomik ve diplomatik ilişkilerini güçlendirmeye çalışıyor. Gine-Bissau ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi sınırlı olsa da, ülke stratejik konumu itibarıyla Atlantik'e kıyısı olan Batı Afrika ülkeleri arasında yer alıyor. İstikrarlı bir Gine-Bissau, Türkiye'nin bölgedeki kalkınma iş birliği projeleri ve yatırımları için daha elverişli bir ortam sağlayabilir. Ayrıca, Türkiye'nin uluslararası platformlarda Afrika'daki demokratik geçişlere verdiği desteği de göz önünde bulundurulduğunda, bu gelişmenin barışçıl sonuçlanması Türkiye'nin bölgedeki etkinliğini artırabilir. Ancak, Gine-Bissau'daki siyasi belirsizliklerin devam etmesi durumunda, Türkiye dahil uluslararası yatırımcıların temkinli davranmayı sürdüreceği tahmin ediliyor.