Dünyanın en genç ülkesi Güney Sudan, aynı zamanda en genç nüfusuna sahip olmasına rağmen eğitim sisteminin çöküşüyle karşı karşıya. 2011'de bağımsızlığını kazanan ülkede, 15-24 yaş arası gençlerin yüzde 70'inden fazlası okuma yazma bilmiyor. BM verilerine göre, okul çağındaki çocukların yaklaşık 2,8 milyonu eğitim alamıyor. Bu durum, hem ülkenin kalkınma umutlarını hem de genç nüfusun potansiyelini tehdit ediyor.
Eğitimin Çöküşü: İç Savaş ve Kıtlık
Güney Sudan'da eğitim krizinin temel nedeni, 2013'te patlak veren ve 2018'de sona eren iç savaş. Çatışmalar sırasında okulların yüzde 50'sinden fazlası hasar gördü veya yıkıldı. Öğretmenlerin çoğu ya öldürüldü ya da ülkeyi terk etti. Kalan öğretmenlerin de büyük bölümü aylardır maaş alamıyor.
Ekonomik kriz ve hiperenflasyon, eğitimi daha da zorlaştırıyor. Aileler çocuklarını okula göndermek yerine, hayatta kalmak için kırsalda çalıştırmayı tercih ediyor. Kız çocuklarının durumu daha vahim: Erken yaşta evlilik ve hamilelik, kız öğrencilerin okula devamını neredeyse imkansız kılıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Güney Sudan'ın eğitim krizi sadece ülkeyi değil, bölgeyi de etkiliyor. Eğitimsiz genç nüfus, komşu Uganda, Etiyopya ve Sudan'a düzensiz göçü tetikliyor. Ayrıca, terör örgütleri ve silahlı gruplar, eğitimsiz gençleri kolayca radikalleştirebiliyor.
Uluslararası toplum, Güney Sudan'a yılda yaklaşık 200 milyon dolar eğitim yardımı sağlıyor, ancak bu miktar ihtiyacın sadece yüzde 20'sini karşılıyor. BM Çocuk Fonu (UNICEF), acil durum sınıfları ve yemek programlarıyla milyonlarca çocuğa ulaşmaya çalışıyor. Ancak, kalıcı çözüm için siyasi istikrar ve ekonomik kalkınma şart.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Güney Sudan'daki eğitim krizine doğrudan müdahil olmasa da, bölgesel istikrarsızlık dolaylı etkiler yaratabilir. Afrika Boynuzu'ndaki güvensizlik, Türkiye'nin Doğu Afrika'daki ticari ve diplomatik çıkarlarını tehdit edebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Afrika'da yürüttüğü kalkınma yardımları kapsamında, Güney Sudan'daki eğitim projelerine katkı sağlaması, hem yumuşak gücünü artırabilir hem de bölgedeki radikalleşmeyi önlemeye yardımcı olabilir. Türkiye, TİKA ve diğer kurumlar aracılığıyla bu krizde daha aktif rol üstlenebilir.