Gazze'de bir tıbbi cihazın çalışır durumda kalması, motor yağına erişime bağlı olabilir. Reuters'in 10 Eylül 2026 tarihli haberine göre, yağlayıcı, yedek parça ve yakıt sıkıntısı, hastanelere ve yerleşim bölgelerine hizmet veren jeneratörleri tehdit ediyor. Acil durumlar için tasarlanmış ekipmanlar, sürekli kesintilerle ve düzenli bakım eksikliğiyle baş etmek zorunda kalıyor. Bu durum, Gazze'nin enerji egemenliği sorusunu — şalterin kimin elinde olduğunu — yeniden gündeme getiriyor.
Enerji Altyapısı ve Kısıtlamalar
Gazze'nin enerji altyapısı uzun süredir İsrail'in kontrolü altındaki sınır kapılarından yapılan yakıt ithalatına bağımlı. Elektrik şebekesi, İsrail tarafından sağlanan hatlar ve yerel olarak çalıştırılan dizel jeneratörlerle besleniyor. Ancak 2023'ten bu yana süren çatışmalar ve sıkı abluka, yakıt teminini neredeyse imkânsız hale getirdi. Reuters'in aktardığına göre, hastanelerdeki jeneratörler için gereken motor yağı ve filtreler gibi temel malzemeler bile bulunamıyor. Dünya Sağlık Örgütü ve yerel sağlık yetkilileri, bu kıtlığın hayati risk taşıdığı uyarısında bulunuyor.
Yakıt kıtlığı sadece hastaneleri değil, su pompalarını, kanalizasyon sistemlerini ve gıda soğutma ünitelerini de vuruyor. Aşırı sıcaklıkların yaşandığı bölgede, soğuk zincir kırıldığında gıda güvenliği de tehlikeye giriyor. İnsani yardım kuruluşları, jeneratörler için gereken yedek parçaların temininde bürokratik engellerle karşılaştıklarını belirtiyor. Mısır üzerinden Refah Sınır Kapısı'ndan geçen yardımlar ise ihtiyacı karşılamaktan uzak.
Enerji uzmanları, Gazze'nin kendi enerji kaynaklarını geliştirme potansiyeline dikkat çekiyor. Bölgede doğal gaz rezervleri bulunmasına rağmen, siyasi ve güvenlik engelleri nedeniyle çıkarılamıyor. Güneş enerjisi gibi yenilenebilir kaynaklar ise panel ve batarya ithalatındaki kısıtlamalar yüzünden yaygınlaşamıyor. Bu tablo, enerji egemenliğinin sadece teknik değil, aynı zamanda siyasi bir mesele olduğunu gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Gazze'deki enerji krizi, Orta Doğu'nun genel istikrarıyla yakından bağlantılı. İsrail, Mısır ve Filistin yönetimi arasındaki güç dengeleri, yakıt ve elektrik akışını doğrudan etkiliyor. Uluslararası toplum, insani yardım koridorlarının açılması ve yakıt sevkiyatı için çağrı yapıyor ancak taraflar arasındaki güvensizlik çözümü zorlaştırıyor. Birleşmiş Milletler raporları, enerji yoksunluğunun uzun vadede bölgede radikalleşmeyi ve göçü artırabileceği uyarısında bulunuyor.
Küresel ölçekte ise enerji güvenliği, jeopolitik rekabetin merkezinde yer alıyor. Rusya-Ukrayna savaşı sonrası Avrupa'nın enerji çeşitlendirmesi, Orta Doğu'daki istikrarsızlığın petrol ve gaz fiyatlarına etkisini artırdı. Gazze gibi kriz bölgelerinde enerji altyapısının çökmesi, insani felaketleri derinleştirirken, uluslararası yardım kuruluşlarının operasyonlarını da zorlaştırıyor. Ayrıca, enerji kaynaklarına erişim, egemenlik ve self-determinasyon tartışmalarının ayrılmaz bir parçası haline gelmiş durumda.
Uzmanlar, Gazze'de sürdürülebilir bir enerji çözümü için öncelikle siyasi bir çözüm gerektiğini vurguluyor. Yakıt ve ekipman ablukasının kaldırılması, yenilenebilir enerji projelerinin desteklenmesi ve yerel kapasitenin güçlendirilmesi, uzun vadeli istikrar için şart. Ancak mevcut koşullarda, jeneratörlerin çalışır tutulması bile bir başarı olarak görülüyor. Şalterin kimin elinde olduğu sorusu, yalnızca teknik bir mesele değil; aynı zamanda kimin yaşam hakkına sahip olduğu sorusudur.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gazze'deki enerji krizi, Türkiye'nin Orta Doğu politikası ve insani diplomasisi açısından kritik bir sınav niteliğinde. Türkiye, bölgede artan insani ihtiyaçlara yanıt vermek için yardım koridorlarının açılması ve enerji sevkiyatının önündeki engellerin kaldırılması yönünde diplomatik çaba yürütüyor. Ayrıca, Doğu Akdeniz'deki doğal gaz rezervleri ve enerji güvenliği denklemi, Türkiye'nin bölgesel enerji merkezi olma hedefini doğrudan etkiliyor. Gazze'de kalıcı bir ateşkes ve enerji altyapısının yeniden inşası, Türkiye'nin bölgesel istikrar ve ekonomik iş birliği vizyonu için elzem görünüyor. Krizin uzaması, Türkiye'ye yönelik göç baskısını ve güvenlik risklerini de artırabilir.