İsrail güçlerinin Gazze Şeridi'nin farklı noktalarına düzenlediği saldırılarda 3 Filistinli hayatını kaybetti, 15 kişi yaralandı. Saldırılar, bölgede ateşkes ihlallerinin devam ettiği bir dönemde gerçekleşti. Filistin Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, ölenler arasında bir çocuğun da bulunduğu belirtilirken, yaralıların çevredeki hastanelere kaldırıldığı bildirildi. Görgü tanıkları, İsrail savaş uçaklarının Gazze'nin kuzeyindeki bir konuta saldırdığını, ardından güneydeki Han Yunus kentinde de patlamalar duyulduğunu aktardı. Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, enkaz altında kalanları kurtarma çalışmalarına devam ediyor.
Saldırıların Arka Planı ve Ateşkes İhlalleri
Son haftalarda tırmanan gerginlik, Kasım 2023'te varılan geçici ateşkes anlaşmasının sürekli ihlal edilmesiyle karakterize ediliyor. Ateşkesin imzalanmasından bu yana İsrail güçlerinin Gazze'ye yönelik hava saldırıları ve sınır ötesi operasyonları zaman zaman devam etti. Filistinli silahlı gruplar ise sınır bölgelerine roket atışlarıyla karşılık veriyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, ateşkesin yürürlüğe girdiği günden bu yana Gazze'de 150'den fazla Filistinli hayatını kaybetti, yüzlercesi de yaralandı. BM Özel Temsilcisi, taraflara ateşkese tam olarak uymaları çağrısında bulunurken, uluslararası toplumun arabuluculuk çabalarının henüz somut bir sonuç vermediği gözlemleniyor. İsrail ordusu, saldırıların 'Hamas'ın askeri altyapısına yönelik olduğunu' öne sürerken, Filistin tarafı sivillerin hedef alındığını belirtiyor.
Bölgedeki insani durum her geçen gün kötüleşiyor. Gazze'de yaşayan 2,3 milyon insan, elektrik kesintileri, temiz su kıtlığı ve sağlık hizmetlerine erişim zorluğuyla mücadele ediyor. Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA), acil yardım fonlarının tükendiğini ve yeni bağış olmadan faaliyetlerini sürdüremeyeceğini duyurdu. Özellikle çocuklar, yetersiz beslenme ve travma nedeniyle ağır sonuçlar yaşıyor. Saldırılarda ölen çocuğun ailesi, yaşadıkları dramı 'bir kabus' olarak nitelendirirken, Filistinli yetkililer uluslararası topluma daha fazla koruma çağrısı yapıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Gazze'deki şiddet döngüsü, yalnızca İsrail ve Filistin arasındaki ilişkileri değil, aynı zamanda tüm Ortadoğu'yu etkiliyor. Mısır, Ürdün ve Suudi Arabistan gibi bölge ülkeleri, ateşkesin korunması için yoğun diplomatik çaba sarf ediyor. Mısır, geçtiğimiz hafta düzenlediği acil zirvede tarafları sükunete davet ederken, Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Safadi, İsrail'e uluslararası hukuka uyma çağrısında bulundu. Öte yandan, ABD'nin bölgedeki askeri varlığı ve İran'ın Filistinli gruplara verdiği destek, gerilimi daha da tırmandırma potansiyeli taşıyor. Uzmanlar, ateşkesin tam anlamıyla uygulanamaması halinde, bölgesel bir çatışmanın yeniden alevlenebileceği uyarısında bulunuyor.
Bu son saldırı, uluslararası toplumda geniş yankı uyandırdı. Avrupa Birliği Dış İlişkiler Sorumlusu Josep Borrell, 'sivillere yönelik şiddeti kınadığını' belirtirken, İngiltere Dışişleri Bakanı, her iki tarafı da itidal çağrısında bulundu. Rusya, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin acil toplanmasını talep etti. Ancak, konseyin kalıcı üyeleri arasındaki görüş ayrılıkları, bağlayıcı bir kararın çıkmasını engelliyor. Bu durum, Filistin sorununun çözümüne yönelik uluslararası mekanizmaların zayıflığını bir kez daha gözler önüne seriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına tarihsel ve diplomatik destek veren bir ülke olarak, Gazze'deki saldırıları yakından takip ediyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, daha önce yaptığı açıklamalarda İsrail'in politikalarını eleştirirken, iki devletli çözümün altını çizmişti. Bu olay, Türkiye'nin bölgedeki arabuluculuk rolünü yeniden gündeme getirebilir. Özellikle Mısır ve Katar ile koordineli şekilde yürütülen diplomatik çabaların hız kazanması bekleniyor. Ayrıca, Türkiye'deki kamuoyunda Filistin'e yönelik hassasiyetin yüksek olması, hükümetin daha aktif bir tutum sergilemesine yol açabilir. Ancak, doğrudan askeri veya ekonomik bir etkiden ziyade, Türkiye'nin bölgesel nüfuzunu pekiştirme fırsatı olarak değerlendirilmesi mümkün. Bununla birlikte, İsrail ile son dönemde normalleşme adımları atan Türkiye'nin, bu tür saldırılar karşısında denge politikasını sürdürmekte zorlanabileceği de unutulmamalıdır.