Birleşmiş Milletler (BM), Gazze Şeridi'nde İsrail'in askeri operasyonları sırasında uluslararası hukukun ciddi ihlallerini ortaya koyan raporlar yayımlamaya devam ediyor. Son olarak BM Özel Raportörü Francesca Albanese, İsrail'in saldırılarının soykırım tanımına uyduğunu belirten raporunu sundu. Ancak bu raporlara rağmen, Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere birçok Batılı ülke, İsrail'e yönelik desteklerini sürdürüyor. Peki, BM'nin bu kadar net bulguları karşısında Batı'nın tutumu ne kadar sürdürülebilir?
Arka Plan: BM Raporlarının İçeriği
BM ve bağlı kuruluşları, 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze'de yaşanan insani felakete dair birden fazla rapor yayımladı. Bu raporlarda, sivil hedeflerin sistematik olarak vurulması, hastane ve okulların bombalanması, gıda ve suya erişimin engellenmesi gibi insanlık suçu ve savaş suçu niteliği taşıyan eylemler belgelendi. Raportör Albanese'nin çalışması, 1948 Soykırım Sözleşmesi'ndeki 'soykırım niyeti' kriterinin İsrail tarafından yerine getirildiğini iddia ediyor. Ayrıca Uluslararası Adalet Divanı (UAD) da Güney Afrika'nın başvurusu üzerine İsrail aleyhine ihtiyati tedbir kararları aldı. Henüz soykırım kararı verilmemiş olsa da, mahkeme Gazze'de 'soykırım eyleminin gerçekleştiğine dair makul bir risk' bulunduğunu belirtti.
Bu raporlar, uluslararası toplumda büyük yankı uyandırdı. Birçok insan hakları örgütü ve akademisyen, bulguların İsrail'i kınamak için yeterli olduğunu savunuyor. Ancak özellikle ABD, İngiltere ve Almanya gibi Batılı güçler, bu raporları ya görmezden geldi ya da 'tek taraflı' ve 'ön yargılı' olarak nitelendirerek reddetti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Batı'nın bu tutumu, uluslararası hukukun evrenselliği ilkesine ciddi bir darbe vurmaktadır. BM raporları, sadece İsrail'i değil, aynı zamanda bu suçlara sessiz kalan veya destek veren ülkeleri de sorgulamaya açıyor. Ortadoğu'da bu durum, Batı karşıtlığını derinleştiriyor ve bölgedeki radikal gruplara meşruiyet kazandırıyor. Mısır, Ürdün ve Suudi Arabistan gibi ülkeler, Filistin davasına verdikleri desteği artırırken, Batı'nın çifte standart uyguladığı yönündeki eleştirilerini yükseltiyor.
Küresel ölçekte, Rusya ve Çin gibi güçler, Batı'nın İsrail'e verdiği desteği 'insan hakları söyleminin bir araç olarak kullanılması' şeklinde yorumlayarak kendi çıkarlarına uygun bir propaganda malzemesine dönüştürüyor. Bu durum, Batı ittifakının ahlaki otoritesini zedelerken, uluslararası hukuk normlarının aşındığı bir döneme işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze'deki insani krizin en başından beri Filistin'e destek veren ve İsrail saldırılarını eleştiren ülkelerin başında geliyor. Ankara, BM raporlarını referans alarak uluslararası kamuoyunda farkındalık yaratmaya çalışıyor. Ancak Türkiye'nin bu raporları sadece siyasi bir argüman olarak kullanmaktan ziyade, insani yardım faaliyetlerini ve diplomatik girişimlerini artırarak somut adımlar atması bekleniyor. Bölgesel bir güç olarak Türkiye, Batı'nın çifte standardına karşı kendi pozisyonunu güçlendirirken, aynı zamanda ateşkes ve kalıcı barış için arabuluculuk rolünü pekiştirmeli. Bu süreç, Türkiye'nin uluslararası hukuk ve insan hakları alanındaki duruşunun test edildiği kritik bir sınavdır.