İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik başlattığı ve Filistinlilerin soykırım olarak nitelendirdiği saldırıların üçüncü yılına girilirken, bölgede yaşayan Filistinliler geride kalan üç yılın bilançosunu çıkarıyor. Uluslararası kuruluşların verilerine göre, saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı on binleri aşmış, yüz binlerce kişi yerinden edilmiş, altyapı büyük ölçüde tahrip edilmiş durumda. Filistinliler, üç yıl önce başlayan ve aralıksız devam eden saldırıların ardından hem kayıplarını anıyor hem de uluslararası toplumun tepkisizliğini sorguluyor.
Üç yıllık yıkımın bilançosu
İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları, 2023 yılında başladığından bu yana aralıksız sürüyor. Filistin Sağlık Bakanlığı'nın açıkladığı rakamlara göre, hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısı 40 bini aşmış, yaralı sayısı ise 90 bini geçmiş durumda. Ölenlerin önemli bir kısmını kadınlar ve çocuklar oluşturuyor. Saldırılarda yüzlerce sağlık çalışanı, gazeteci ve BM personeli de hayatını kaybetti.
Gazze Şeridi'nin büyük bölümü harabeye döndü. Konutların yüzde 60'ından fazlası yıkıldı veya ağır hasar gördü. Hastaneler, okullar, su ve elektrik altyapısı büyük ölçüde işlevsiz hale geldi. Birleşmiş Milletler, bölgenin yeniden inşasının on yıllar sürebileceğini ve maliyetin on milyarlarca doları bulabileceğini tahmin ediyor.
Yerinden edilen Filistinlilerin sayısı 1,9 milyonu aştı. Nüfusun büyük bölümü güneydeki Refah ve çevresindeki kamplarda insani koşulların son derece kötü olduğu ortamlarda yaşam mücadelesi veriyor. Gıda, temiz su ve ilaç sıkıntısı had safhada. Uluslararası yardım kuruluşları, Gazze'ye yeterli insani yardımın ulaştırılamadığını ve bölgede açlık riskinin arttığını bildiriyor.
Uluslararası hukuk ve soykırım iddiaları
Filistinliler ve birçok uluslararası hukukçu, İsrail'in Gazze'de işlediği fiillerin 1948 Soykırım Sözleşmesi kapsamında soykırım suçu oluşturduğunu savunuyor. Güney Afrika'nın Aralık 2023'te Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) İsrail'e karşı açtığı soykırım davası devam ediyor. UAD, Ocak 2024'te aldığı ihtiyati tedbir kararında İsrail'in soykırım fiillerini önlemek için gerekli adımları atması gerektiğini belirtmişti. Ancak İsrail, mahkemenin kararlarını uygulamaya koymadı.
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) savcılığı, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar kapsamında tutuklama emri çıkarmıştı. Bu karar, uluslararası alanda İsrail'e yönelik hukuki baskıyı artırdı. Ancak uygulama noktasında ciddi sorunlar yaşanıyor.
Birçok ülke ve uluslararası kuruluş, İsrail'e yönelik yaptırımlar ve silah ambargoları konusunda somut adımlar atmakta isteksiz davranıyor. Özellikle ABD'nin İsrail'e verdiği askeri ve diplomatik destek, uluslararası toplumun etkili bir tepki vermesini engelliyor. BM Güvenlik Konseyi'nde ateşkes çağrıları, ABD'nin veto yetkisini kullanması nedeniyle sonuçsuz kalıyor.
Filistinlilerin tanıklıkları ve direniş
Gazze'de yaşayan Filistinliler, üç yıllık saldırılar boyunca yaşadıkları acıları dile getiriyor. Birçok aile, evini, işini ve sevdiklerini kaybetti. Çocuklar, sürekli bombardıman altında büyümek zorunda kaldı; eğitimleri kesintiye uğradı, psikolojik travmalar arttı. Sağlık hizmetlerine erişim neredeyse imkânsız hale geldi.
Buna rağmen Filistinliler, topraklarında kalma ve direnme iradesini sürdürüyor. Birçok aile, yıkılan evlerinin enkazı üzerinde çadırlarda yaşamaya devam ediyor. Yerel inisiyatifler, dayanışma ağları kurarak temel ihtiyaçları karşılamaya çalışıyor. Uluslararası kamuoyunda Filistin davasına verilen destek de her yıl artıyor; dünya genelinde protestolar ve kampanyalar düzenleniyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Gazze'deki saldırılar, Orta Doğu'da gerilimi tırmandırdı. İsrail'in Lübnan'a yönelik operasyonları, İran ile yaşanan karşılıklı tehditler ve Kızıldeniz'deki saldırılar, bölgeyi daha geniş bir çatışmanın eşiğine getirdi. Husi güçlerinin Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırıları, küresel ticaret yollarını tehdit ediyor.
İsrail'in Gazze politikası, uluslararası toplumda derin bir bölünmeye yol açtı. Batılı ülkeler İsrail'e destek vermekte zorlanırken, Küresel Güney ülkeleri Filistin'e açık destek veriyor. BM Genel Kurulu'nda Filistin'e tanınan gözlemci statüsünün güçlendirilmesi ve bazı ülkelerin Filistin'i resmen tanıması, bu bölünmenin göstergesi.
Öte yandan, Gazze'deki insani kriz, küresel kamuoyunda İsrail'in meşruiyetini sarsıyor. Uluslararası sivil toplum kuruluşları, akademisyenler ve sanatçılar, İsrail'e yönelik boykot ve yaptırım çağrılarını yükseltiyor. Bu baskı, uzun vadede İsrail'in uluslararası konumunu daha da zayıflatabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze'deki saldırıların başından bu yana Filistin'in yanında net bir tutum sergiledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail'i soykırımla suçlayarak ateşkes çağrılarını yineledi; İsrail ile ticari ilişkileri askıya aldı ve İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesinde ortak bir tutum oluşturmaya çalıştı. Üçüncü yılda Türkiye'nin önceliği, insani yardımların kesintisiz ulaştırılması ve kalıcı ateşkesin sağlanması olacak. Ayrıca bölgesel istikrarın bozulması, Türkiye'nin güvenlik ve ekonomik çıkarlarını da doğrudan etkiliyor. Gazze'deki savaşın yayılma riski, Türkiye'yi enerji güvenliği ve ticaret yolları açısından da yakından ilgilendiriyor.