İsrail'in Gazze'deki saldırılarının yol açtığı yıkımın ardından, Müslüman dünyasının gözü yeniden Mescid-i Aksa'ya çevrilmiş durumda. Filistin topraklarının kalbindeki bu kutsal mekan, sadece dini bir sembol değil, aynı zamanda işgal ve direnişin de odak noktası. Orta Doğu'daki son gelişmeler, Müslüman ülkelerin Kudüs'e yönelik tutumlarını yeniden gözden geçirmelerine neden olurken, İsrail'in bölgedeki artan saldırganlığı, Mescid-i Aksa'nın statüsüne yönelik tehditleri gündeme getiriyor. Bu makale, Gazze sonrası dönemde Müslümanların Mescid-i Aksa'yı savunma kapasitesini ve uluslararası toplumun bu konudaki tavrını analiz ediyor.
Gelişmenin Arka Planı
İsrail güçleri, 7 Ekim 2023'te başlayan Gazze savaşı sırasında Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki baskıları yoğunlaştırdı. Mescid-i Aksa'ya yönelik baskınlar, Müslüman ibadetçilere yönelik kısıtlamalar ve yaş haddi uygulamaları, son aylarda artarak devam ediyor. İsrail polisi, Ramazan ayında bile Mescid-i Aksa'nın avlusuna girişleri kısıtlayarak cemaatin normal ibadetini engelledi. Bu durum, Müslüman dünyasında büyük bir öfkeye yol açtı.
Mescid-i Aksa, 1967'deki Altı Gün Savaşı'ndan bu yana İsrail işgali altında. Ancak statüsü, Ürdün'ün kutsal mekanlar üzerindeki vesayeti ve İsrail ile imzalanan barış anlaşmalarıyla korunuyor. İsrail'in bu statüyü değiştirme çabaları, özellikle aşırı sağcı grupların Mescid-i Aksa'da Yahudi ibadetine izin verilmesi yönündeki talepleri, bölgesel bir krize dönüşme potansiyeli taşıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Gazze'deki savaş, Müslüman dünyasında Filistin davasına yönelik dayanışmayı tarihin en yüksek seviyelerinden birine çıkardı. Ancak bu duygusal tepkinin somut politik sonuçlara dönüşüp dönüşmeyeceği belirsizliğini koruyor. Mısır, Ürdün ve Körfez ülkeleri, İsrail'le normalleşme anlaşmalarına rağmen Mescid-i Aksa'nın korunması için diplomatik girişimlerde bulunuyor; ancak bu girişimlerin etkili olduğunu söylemek zor.
Uluslararası toplum, İsrail'in Mescid-i Aksa'ya yönelik politikalarını kınayan kararlar alıyor; ancak bu kararların bağlayıcılığı sınırlı. Birleşmiş Milletler, İsrail'in Doğu Kudüs'teki işgalini defalarca kınamış olsa da, ABD'nin vetosu ve İsrail'e verdiği koşulsuz destek, uluslararası mekanizmaların işlevsiz kalmasına neden oluyor. Bu durum, Müslüman hükümetlerin söylemleri ile eylemleri arasındaki uçurumu derinleştiriyor.
Öte yandan, bölgesel dinamikler de değişiyor. Suudi Arabistan'ın İsrail'le normalleşme görüşmelerini askıya alması, Gazze savaşının bir sonucu olarak yorumlanıyor. Bu durum, İslam İşbirliği Teşkilatı'nın (İİT) aldığı kararların etkisini artırabilir. Ancak İİT'nin Mescid-i Aksa'yı korumak için somut bir adım attığı söylenemez.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Mescid-i Aksa konusundaki hassasiyetini her fırsatta dile getiren ülkelerin başında geliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın söylemleri ve Türkiye'nin Filistin davasına verdiği destek, bölgedeki Müslüman topluluklar nezdinde karşılık buluyor. Ancak Türkiye'nin bu konudaki etkinliği, diplomatik angajmanı ve uluslararası platformlardaki girişimleriyle sınırlı. Ankara'nın Mescid-i Aksa'nın statüsünün korunması yönünde attığı adımlar, özellikle İsrail'le yaşanan gerilimlere rağmen devam ediyor. Türkiye'nin bu dosyayı, hem iç kamuoyundaki dini hassasiyetleri hem de bölgesel liderlik rolü açısından öncelikli tutması bekleniyor.